okyanus
07-04-2006, 15:27
Hz. Ali, İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük hatiplerden birisidir. Güzel ve etkili konuşmanın en mükemmel örneklerini vermiştir.
Kendisini, Peygamber bizzat terbiye etmiş, kendi bilgisini ona da aktarmış ve “Ben, bir ilim şehriyim; Ali de onun kapısıdır. Şehri isteyen, kapıya gelsin” demiştir. Hz. Peygambere göre, bilginin 10'da 9'u Ali'dedir. Kalan bilgide de Ali, diğer insanlardan üstündür.
Hz. Ali, Peygamberin gerek dış dünya ile ilgili, gerek iç dünyaya ait bilgilerini almış, onun sırdaşı, kardeşi olmuştur. Peygamber, onu yakın bilmiş, soyunun onunla sürmesini istemiştir.
Hz. Ali, Türkiye'de Aleviler arasında hep savaşcı yönü ile tanındı, düşünceleri ikinci plana atıldı. Fakat onun asıl büyüklüğünün, yedinci yüzyılda yaratılan İslam hareketini gerçek anlamda sürdürmesi olduğu ortadadır.
Muhammet sonrası Muhammet düşüncesi, Ali'de ve onun soyunda yaşadı...
Ali, Muhammet düşüncesini değişen koşullara göre, öze uygun bir biçimde anlattı. İslamiyet'e derin, insancıl bir öz kattı. İslam felsefesinin temellerini atan Hz. Ali'dir. Ne kendi çağında, ne daha sonra, dinsel görevle yüklü hiçbir lider, onun ölçüsünde derin düşünceler yaratamamıştır.
Basra Valisi Huneyfoğlu'na yazdığı mektubundan bir bölüm şöyledir:
“Huneyfoğlu! Basralılardan bir bölüm, duyduk ki, seni düğüne çağırmış, sen de hemen gitmişsin. Renk renk yemekler, büyük büyük kâseler hoşuna gitmiş. Oysa, ben sanmazdım ki, yoksulları çağrılmayan, zenginleri davet edilen bir topluluğun davetine gidesin!.. Dişlediğin yemeğe bir bak! Helal olduğundan şüphen olursa, at o yemeği ağzından; helal olduğunu iyice bilirsen, birazcık ye.”
Derin bir insan sevgisi, kılı kırk yaran eşitlik anlayışı, örnek bir utanma duygusu ile dolu olan Hz. Ali, bütün canlılara karşı şefkatlidir. Vergi memurlarına yolladığı bir buyruktaki hayvanlarla ilgili şu ifadeler, onun kişiliğinin ne kadar ince, duygusal olduğunu göstermeye yetecektir:
“Emin olduğun kişi onları toplayacaksa, tembih et, dişi deveyi, sütüne tamah ederek almasın, yavrusuna zarar vermiş olur. Bir de, ona binerek hayvanı yormasın. Binmekte, sütlerini sağmakta adalete riayet etsin; getirirken yorulanları dinlendirsin, ayağı sürçen, yürümekte güçlük çeken hayvanları yavaş sürsün. Hayvanları suya rastladıkça sulasın, otlak yere gelince otlatsın, vakitten vakite onları dinlendirsin; sulak, otlak yerlerde onları suvarıp yaysın. Böylece de size semiz, yorulmamış, sağlam hayvanlar getirsin de onları Peygamber'in isteğine göre Müslümanlara bölüştürelim, gereken işlere kullanalım. Bu, Allah'ın izniyle ecir ve sevap bakımından daha büyük, doğru iş işlemene daha yakın bir harekettir.”
Kendisini, Peygamber bizzat terbiye etmiş, kendi bilgisini ona da aktarmış ve “Ben, bir ilim şehriyim; Ali de onun kapısıdır. Şehri isteyen, kapıya gelsin” demiştir. Hz. Peygambere göre, bilginin 10'da 9'u Ali'dedir. Kalan bilgide de Ali, diğer insanlardan üstündür.
Hz. Ali, Peygamberin gerek dış dünya ile ilgili, gerek iç dünyaya ait bilgilerini almış, onun sırdaşı, kardeşi olmuştur. Peygamber, onu yakın bilmiş, soyunun onunla sürmesini istemiştir.
Hz. Ali, Türkiye'de Aleviler arasında hep savaşcı yönü ile tanındı, düşünceleri ikinci plana atıldı. Fakat onun asıl büyüklüğünün, yedinci yüzyılda yaratılan İslam hareketini gerçek anlamda sürdürmesi olduğu ortadadır.
Muhammet sonrası Muhammet düşüncesi, Ali'de ve onun soyunda yaşadı...
Ali, Muhammet düşüncesini değişen koşullara göre, öze uygun bir biçimde anlattı. İslamiyet'e derin, insancıl bir öz kattı. İslam felsefesinin temellerini atan Hz. Ali'dir. Ne kendi çağında, ne daha sonra, dinsel görevle yüklü hiçbir lider, onun ölçüsünde derin düşünceler yaratamamıştır.
Basra Valisi Huneyfoğlu'na yazdığı mektubundan bir bölüm şöyledir:
“Huneyfoğlu! Basralılardan bir bölüm, duyduk ki, seni düğüne çağırmış, sen de hemen gitmişsin. Renk renk yemekler, büyük büyük kâseler hoşuna gitmiş. Oysa, ben sanmazdım ki, yoksulları çağrılmayan, zenginleri davet edilen bir topluluğun davetine gidesin!.. Dişlediğin yemeğe bir bak! Helal olduğundan şüphen olursa, at o yemeği ağzından; helal olduğunu iyice bilirsen, birazcık ye.”
Derin bir insan sevgisi, kılı kırk yaran eşitlik anlayışı, örnek bir utanma duygusu ile dolu olan Hz. Ali, bütün canlılara karşı şefkatlidir. Vergi memurlarına yolladığı bir buyruktaki hayvanlarla ilgili şu ifadeler, onun kişiliğinin ne kadar ince, duygusal olduğunu göstermeye yetecektir:
“Emin olduğun kişi onları toplayacaksa, tembih et, dişi deveyi, sütüne tamah ederek almasın, yavrusuna zarar vermiş olur. Bir de, ona binerek hayvanı yormasın. Binmekte, sütlerini sağmakta adalete riayet etsin; getirirken yorulanları dinlendirsin, ayağı sürçen, yürümekte güçlük çeken hayvanları yavaş sürsün. Hayvanları suya rastladıkça sulasın, otlak yere gelince otlatsın, vakitten vakite onları dinlendirsin; sulak, otlak yerlerde onları suvarıp yaysın. Böylece de size semiz, yorulmamış, sağlam hayvanlar getirsin de onları Peygamber'in isteğine göre Müslümanlara bölüştürelim, gereken işlere kullanalım. Bu, Allah'ın izniyle ecir ve sevap bakımından daha büyük, doğru iş işlemene daha yakın bir harekettir.”