Tam Sürüm Bilgini Göster : Şah Hatayi
Şah İsmail'i iyi tanıyalım / 1
Cumartesi günü yapılan DYP Kongresi'nde, partinin genel başkanı Mehmet Ağar ilginç bir tespit yapmış ve demiş ki: '6 Ekim İlerleme Raporu olumlu diyen Başbakan beni dinlesin. Bu ülkede kimsenin nifak çıkarmasına izin vermeyiz. Adamlar, Türkiye'nin has insanlarını azınlık yapmaya çalışıyorlar. Yavuz Sultan Selim kadar Şah İsmail de bizim ceddimizdir. Şaha giden de padişaha giden de bizim çocuğumuzdur.'
DYP Lideri, bu sözleri ile Alevi kesimini işaret etmiş ve onların da bu ülkenin temel öğesi olduğunu vurgulamıştır.
Tarihi düzeltmek zorundayız
Türkiye'de Türkçülük yapanlar, ne gariptir ki Türk düşmanlığının da bayraktarlığını yapmışlardır. Bunun en açık örneğini Şah İsmail konusunda görüyoruz.
Şah İsmail, İran'da 1501 yılında bir devlet kurmuştur. O zamanlar Anadolu'da da Osmanlı Devleti vardı. Bu iki devlet, Çaldıran Ovası'nda 1514 yılında savaştı ve Şah İsmail yenilerek İran'a geri çekildi.
Bizim resmi tarihimiz; Şah İsmail'i İran padişahı ve Şii olarak gösterir. Okullarımızdaki kitaplarda, Şah İsmail ve onun devleti Safeviler hep kötülenir.
Bu da gösteriyor ki Osmanlı'nın yarattığı Şah İsmail düşmanlığını; cumhuriyet yönetimi bilinçaltında miras almış ve bugünlere kadar taşımıştır. Artık; o düşmanlığın sahte bilgilere dayandığını öğrenme zamanı gelmiş de geçmektedir.
Gerçek Türk devleti
Bu köşede göstereceğiz ki; Şah İsmail'in İran'da kurduğu devlet; Osmanlı Devleti'nden daha Türk bir Türk Devleti'dir. Bu devleti yaratan aile, Güney Azerbaycan'da Erdebil Kenti'nde yaşayan ve yanına Anadolulu Türkmenleri alan Şeyh Safiyüddin ailesidir. Safevi Devleti adı da bu Safiyüddin isminden gelmektedir.
Erdebil; Türk kenti idi. Buraya önce Selçuklular, sonra Moğollar gelmiş; kentteki Türk nüfusu 13. Yüzyıl sonlarına doğru 4-5 kat artmıştı. Şeyh Safiyüddin de Türkçe konuşan ve Türkleri eğiten bir bilgin idi. Onun 6. göbekten torunu olan Şah İsmail; Anadolu Türk dilinin Yunus Emre ile birlikte en büyük ozanıdır.
Büyük bilgin olan Safiyüddin İshak (1252-1334) Erdebil'de, zamanın Moğol padişahı Ebu Said Bahadır Han'ın Başbakanı Emir Çoban'ı etkilemiş; İran'daki Moğol baskısını kaldırtarak halkın sevgisi kazanmıştı.
Dönemin ve bölgenin en ünlü alimi olan Şeyh Safiyüddin'den sonra yerine oğlu Sadreddin Musa (1334-1392) geçmiştir. Ondan sonra bu makamda oğlu Hoca Ali (1392-1428) oturmuştur.
Hoca Ali, bölgeyi ele geçiren büyük Türk İmparatoru Timur ile görüşmüş; Timur; Hoca Ali'ye Erdebil kentini ve köylerini vermiş ve bu ailenin istediği gibi hareket etmesini de sağlamıştır.
Timur Anadolu'da
Çin'den Akdeniz'e kadar uzanan çok geniş toprakları ele geçiren büyük Türk sultanı Timur; Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid ile savaşmak istememişti. Çünkü, o, Türklerin birbirlerini kırmasını istemeyen çok bilinçli ve ulusçu bir insandı. Yıldırım Bayezid küstahlaşınca savaş kaçınılmaz oldu ve Osmanlı ordusu Timur ordusu karşısında dağıldı. Çünkü, Anadolu'nun yerli Türkleri Timur tarafına geçmişlerdi.
Anadolu'dan önce Suriye'yi alan (1400) Timur; Şam'da Emevi padişahı olup Kerbela'da İmam Hüseyin ve ailesini katlettiren Yezit'in mezarını açtırdı, kemiklerini yaktırdı; içini de asker pisliği ile doldurttu. Yezit'in babası Muaviye'nin mezarını; üzerinden süvarilerini geçirterek at nalları ile toz ettirdi.
Anadolu Müslüman nüfusunun göçebe kesimi daha çok Alevi kimlikli olduğundan Timur onların gönlünü almış ve yanına çekmişti. Müslüman olmasına karşın eski Türk inançlarının da etkisinde olan Timur; İslam dinini Türk kültürü ile bağdaştıran Erdebil Aleviliğini koruyordu. Hoca Ali'ye ilgisi de buradan geliyordu.
***
Şah İsmail'in ata yurdu olan Erdebil; Hazar Denizi'nin güneybatısında, tarihsel yollar üzerinde, dağlarla çevrili bir şehirdir. Bugün Erdebil'de nüfusun yüzde 85'i Türktür. İran'a 1997'de yaptığım gezide, dönemin büyük ayetullahlarından Musevi Erdebili ile de görüşmüştüm. İran Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nı da yapmış olan bu önemli kişi; Erdebillilerin Kızılbaş olduğunu; kendilerinden (Yani Acem Şiilerden) bile daha fazla Ehlibeyt yandaşı olduklarını söylemişti.
Şah İsmail'i iyi tanıyalım / 2
Bir insan, 12 yaşında savaşmaya başlayıp 14 yaşında büyük bir devlet kurabilir mi?
Eğer adı Şah İsmail ise kurar.
Arkasında; Anadolu'dan gitmiş onbinlerce Türkmen varsa, kurar.
İşte bizim tarih kitaplarımızda İranlı, Şii diye kötülediğimiz Şah İsmail böyle biridir.
Şah İsmail; devlet kuran bir çocuk olarak benzersiz olduğu gibi, Türk dilinin en büyük ozanlarından birisi olarak da çok önemlidir.
Övündüğümüz Osmanlı padişahları Farsça şiir yazarken; Fars ülkesinde Türk Devleti kuran Şah İsmail'in Hatayi mahlası ile yazdığı Türkçe şiirleri günümüzde Alevilerin dilinden düşmemektedir.
Hatayi'nin coşkun deyişleri, nefesleri Türk halk müziğinin eşsiz parçaları arasındadır.
Bazı Osmanlı kafalıların kötülediği Şah İsmail; kurduğu devletin resmi dilini de Türkçe yapmış; yazışmalar da Türkçe olmuştur.
Erdebil sufileri
Erdebil Kenti üzerinden Anadolu'ya geçen Türk boyları, Safevi ailesinin etkisinde kalıyordu. Bunlara bağlı dervişlere Erdebil Sufileri deniliyordu.
Timur'un Anadolu'da sağladığı ortam dolayısıyla Erdebil Sufileri Anadolu'da rahat çalıştılar. Karaman'da, Aksaray'da bunların yandaşları hızla çoğaldı. Karamanoğulları Beyliği; Erdebil zihniyetinin hayata geçirilmesi oldu.
Anadolu'daki savaşçı önder dervişler, yani babalar/ Erdebil yoluna yöneldiler.
Dönemin bütün düşünürleri bu çizgiden etkileniyordu. Erdebil Sufileri, Alamut'ta ortaya çıkan İsmaili çizginin propaganda yöntemlerini de kullandılar. Böylece propagandacı, davetçi babalar; Anadolu'da her yana yayıldılar. Bugün bile Erdebil Aleviliği çizgisinde yürüyenler Karadeniz dağlarından Şam'a ve Halep'e kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşamaktadırlar.
Şah İbrahim Ocağı
Erdebil ulusu Hoca Ali ölünce onun postuna oğlu İbrahim oturdu. İbrahim; babasının Anadolu'da yarattığı etkiyi çok iyi kullandı; Anadolu'ya geldi, yandaşlarını gönderdi; Alevi kesimi örgütledi. Böylece, Anadolu'da ona bağlı olanlar; Şah İbrahim Ocağı denilen bir ocak oluşturdular. Erdebil Ocağı'nın bu ulusuna Alevi kesim, manevi dünyanın padişahı anlamında şah dedi, ayrıca onu veli (12 İmamlar'ın varisi, keramet ve keşf sahibi) kabul etti ve böylece adı Şah İbrahim Veli'ye dönüştü.
Bugün bile Şah İbrahim Ocağı Anadolu'nun en yaygın ocağıdır.
Bu ocağın etkisi çok yaygındı. Ünlü alim Şeyh Bedreddin; bunlardan etkilenmişti. Şeyh Bedreddin; Timur'un çağrılısı olarak Tebriz üzerinden Erdebil'e gitmiş, Hoca Ali ile görüşmüştür. Bursa'da Somuncu Baba diye bilinen Şeyh Hamidüddin-i Aksarayi de Erdebil'e kadar gidip bunların yoluna girmiş idi. Somuncu Baba'nın öğrencisi Ankaralı Hacı Bayram Veli de Erdebil Sufilerinden idi. Hacı Bayram Veli; başına 12 İmamı temsil eden 12 dilimli kızıl tac takıyordu. Bu yüzden Edirne'ye götürülüp sorgulanmış, yargılanmış, canını zor kurtarmıştır.
Anadolu Aleviliği Erdebil kökenlidir
Anadolu Aleviliğinin en özgün yapısı cem törenleridir. Cem törenini bugünkü anlamda düzenleyip öne çıkartan Şah İbrahim Ocağı olmuştur. Bu ocağın oğlu olan Şah İsmail, şiirlerinde cem, müsahip, mürebbi, pir, rehber, Ehlibeyt, Hak-Muhammet-Ali, Kerbala, 12 İmamlar; kurban; gibi konuları sık sık dile getirir. Cem töreni, eğer Şah İsmail'den (Hatayi) 3 deyiş okunmazsa, geçerli kabul edilmez.
Anadolu Alevisi için Şah İsmail; yani Hatayi; Hazreti Ali ve İmam Hüseyin'den sonra gelen en önemli kişiliktir. Hacı Bektaş Veli de elbette çok öndedir ama onun önderliği son 40 yılda baskın hale gelmiştir.
Şah İsmail- Yavuz Selim
Şah İsmail; 13 yaşında iken Erdebil hattından Anadolu'ya geldi. Erzincan üzerinden Tokat-Amasya hattına kadar uzandığı sanılıyor. Bu bölgelerden ve Güney Anadolu'dan topladığı Türkmen boyları ile İran'a geçti; orada 4 büyük savaş yapıp 14 yaşında (1501) şah unvanı ile padişahlık makamına oturdu.
13 yaşındaki İsmail, Sivas Sarıyayla'da kimsenin yanaşamadığı büyük ayıyı bir ok atımı ile öldürmüş; yalnız başına aslan avlamış bir ünlü yiğitti. Çaldıran'da, bir kılıç darbesi ile ünlü akıncı beyi Malkoçoğlu'nun başını, miğferiyle birlikte boğazına kadar yarmıştır.
O savaşçı olduğu kadar dünyanın en lirik şairlerinden birisi olarak ortaya çıkmıştır. Karşısında ise Yavuz Sultan Selim vardır.
Çaldıran'ın anlamı
Yavuz Sultan Selim ise Batı Türklerinin padişahıdır. O da çok yiğit, gözü kara, atak, saldırgan bir padişahtır. Babasına isyan ederek devleti ele geçiren Yavuz Selim; ilk iş olarak Anadolu'nun içlerine kadar etkisi yayılan Şah İsmail'e karşı sefere çıkmıştır.
* Çaldıran'da karşı karşıya gelen iki ordu da Türk ordusudur.
*16. Yüzyıl'da Türk gücü dünyaya sığmadığı için birbirleriyle savaşmaya başlamışlardır.
* Çaldıran'da doğu Türklerini ve göçebe yaşamını temsil eden ve boy düzenine dayalı, kılıç kullanan Şah İsmail ile; batı Türklerini, yerleşik yaşamı ve Batı tekniklerini (Top-tüfek) kullanan Yavuz Selim çatışmıştır.
Sonuçta tekniği kullanan Osmanlı (Yerleşik düzen); kılıçlı Türkmen beylerini (göçebe düzeni) bozguna uğratmıştır.
* Şah İsmail, İran'da Türk devleti kurarak, burayı Acem ve Arap kültür etkisinden kurtarmıştır. İran Azerbaycanı'nın ve İran halkının hoşgörü ve kültür zenginliğinde bu Türk devletinin büyük katkısı vardır.
* Şah İsmail devleti Safeviler, tamamen Anadolu Aleviliğinin şekillendirdiği bir devlet olup bugünkü İran Şiiliği ile bir ilgisi yoktur. Zaten günümüz İran Şii yönetimi de Safevileri kendilerinden kabul etmemektedir.
* Şah İsmail ile Yavuz Selim'in çatışmasının acısını Anadolu'daki Alevi kesim çekti. Bu Türkmenler; ataları saydıkları Erdebil yanını tuttukları için büyük katliamlara uğradılar.
Kardeşlik yükseltilmeli
Türkiye Cumhuriyeti; Yavuz Selim'in hükmettiği coğrafyada kurulmuş olsa bile; Osmanlı yönetimini yıkarak onun yanlışlarına son veren bir devlettir.
Türkiye'deki Aleviler için Türkiye Cumhuriyeti; aynı zamanda Şah İsmail devletinin çağdaş halidir. Bu yüzden Anadolu Alevileri, bu cumhuriyet yönetimine yürekten bağlanmıştır, sahip de çıkmaktadır.
Tarih açıkça gösteriyor ki; Anadolu'daki Sünniler ve Aleviler; aynı atanın çocuklarıdır. Bugün; Yavuz Sultan Selim veya Şah İsmail ayrılığını sürdürmek; kendi kendimizi vurmaktan başka şey değildir. Tarih; ondan doğru sonuçlar çıkartalım diye öğretilir.
Türkiye Cumhuriyeti yönetimi; dünya Türklüğünün mirasçısı olacak ise, mutlaka İran Türk Devleti Safevilere de sahip çıkmak zorundadır. Çünkü; bugünkü İran yönetimi, Safevileri Türk olduğu için dışlamaktadır.
Bu yüzden Cumhurbaşkanlığı forsunda, Safevi Devleti de bir yıldız olarak yerini almalıdır.
Tarihten, düşmanlık değil de barış ve işbirliği üretebilirsek; kimse bileğimizi bükemez.
Şah İsmail'in şiirleri
15. ve 16. yüzyıllarda Türk gücü, cihana sığmıyordu. Öyle ki Doğu Türkleri (Göçebeler, kılıçlılar) ile Batı Türkleri (Yerleşikler, tüfekliler) Çaldıran'da 1514'te birbirlerini kırmaya başlıyorlardı.
Bu savaşta göçebe Türklere (Türklerin boy birliklerine) komuta eden Şah İsmail idi. Şah İsmail'in Türk edebiyetinin en büyük ozanlarından birisi olduğunu daha önce yazmıştım. Bazı okurlarım diyor ki: 'Şah İsmail'in kitabı var mı? Şiirlerinden örnek verir misiniz?'
Şah İsmail; şiirlerini Hatayi mahlası ile yazıyordu. Onun şiirlerinin Türkiye'de Hatayi Divanı adı altında yayımlanmış birçok nüshası bulunmaktadır.
Azeri lehçesiyle
Şah İsmail'in ata yurdu, büyük Azerbaycan sınırları içindeki Erdebil'dir. Bu yüzden onun dili Türkçe'nin Azeri lehçesidir. Bu lehçe Anadolu lehçesine çok yakındır. Bugün de Azerbaycan, Şah İsmail'i kendi ozanı kabul etmektedir.
Hatayi, Anadolu'da ve Balkanlar'da Alevi kesim tarafından çok sevilmiştir. Bugün bile Balkanlar'daki Alevilerden bazıları, Hatayi'den deyiş veya nefes okudukları zaman, 'Kuran okuduk!' demektedirler.
Çok lirik, çok coşkulu bir ruhun eseri olan o şiirlerden küçük bölümler aktarıyoruz:
Hatayi, işin düşer
Gelip gidişin düşer
Dişleme çiğ lokmayı
Yer isen dişin düşer
***
Çağırdım senem senem
Dedi ki menem menem
Dedim lebin kim emsin
Dedi gel sen em sen em
(Senem: Çok güzel kadın, leb: Dudak)
***
Ehl-i irfandır dilimiz
Sırr-ı hakikat gülümüz
İmam Cafer mezhebimiz
Mürvet hey erenler mürvet
(ehl-i irfan: Yüksek düşünce sahibi, sırr-ı hakikat: Tanrısal gerçekler, İmam Cafer: Alevilerin mezhep imamı kabul ettikleri 12 İmamlardan Cafer-i Sadık, mürvet: mürüvvet, insanlık edin)
***
Gönülleri şad eyleyen
Allah bir Muhammed-Ali
Bu yolda irşad eyleyen
Allah bir Muhammed-Ali
(irşad: Eğitme, aydınlatma)
***
Cennetin yemişi elma
Sarar benzim sarar solma
Şah Hatayim inkar olma
Gelen Murtaza Ali'dir
(Hatayi, kendisini Hazreti Ali'nin o dönemde yaşayan bir canlanışı olarak görmüş, halk da böyle kabul etmiştir.)
Be erenler, be gaziler
Gelen Murtaza Ali'dir
Yezid'e batın kılıcın
Çalan Murtaza Ali'dir
diyen şiiri de bunu açıkça dile getirir.
***
Ali'nin sırrına ereyim dersen
Bir mürşid-i kamil bul da andan gel
Küfrünü imana satayım dersen
Var kendi küfrünü bil de andan gel
(mürşid-i kamil: Olgun öğretmen, andan: oradan; küfrü imana satmak: Şeriat kurallarını aşmak.)
***
Pişiri pişiri söyle sözünü
Dört kapıdan ayırmagör gözünü
Mürşidine teslim eyle özünü
Musahip kapusun bul da andan gel
***
Hatayi'nin coşkun ve akıcı şiirleri; 15. Yüzyıl Türk dünyasında yükselişte olan Anadolu Aleviliğinin terimleri, tanımlamaları, duyguları ile doludur.
Onun şiirleri zamanla kutsal kabul edilmiş, o şiirlerin benzerleri yazılmış, yeni yeni Hatayiler ortaya çıkmıştır. Öyle ki Alevi-Bektaşi edebiyatında, şiirlerin son dörtlüğüne, mahlas geçen bölüm olduğu için Hatayisi denilmiştir.
Bu büyük ozanı anlayarak okuyabilirsek; geçmişe gerçek bir yolculuk yaptığımızı hissederiz.
Sah Hatayi (Sah Ismail) (1487- 1524)
Kirklar Meydanina Vardim
Gel Beri Ey Can Dediler
Izzet Ile Selam Verdiler
Gel Iste Meydan Dediler
Sah Hatayi'm Nedir Halin
Hakk'a Sükr Et Kaldir Elin
Giybetten Kese Gör Dilin
Her Kula Yeksan Dediler
Iran'da Safevi soyundan gelen bir Türk. Erdebil'de dogdu. Ana tarafindan Uzun Hasan'in torunu Bilki Aka'nin ogludur. Babasi Haydar'in ölümünden (148 sonra dayisi tarafindan iki kardesiyle birlikte düsmanlarindan kaçirilarak Siraz'a gönderildi. Siraz valisinin, üç kardesi bir süre hapsettigi söylenir. Akkoyunlu hükümdari Sultan Yakup'un ölümü üzerine oglu Rüstem saltanat mücadelesinde onlardan yararlanmak amaciyla üç kardesi hapisten kurtarir, Sah Ismail'in agabeyi Sultan Ali, katildigi iki savasi da kazanarak Tebriz'e döndügünde parlak bir törenle karsilanir. Ama üç kardesin halk üzerinde manevi etkisi, Sultan Ali'nin kazandigi zaferler Rüstem Bey'i korkutur, onlari ortadan kaldirmanin yollarini ararken durumu sezen Sultan Ali kardesleriyle birlikte Erdebil'e kaçar. Sultan Ali yolda kendilerini izleyen Rüstem Bey'in askerleri tarafindan öldürülür. Ama iki kardesini yedi müridiyle Erdebil'e göndermeyi basarir. Sah Ismail ve kardesi Ibrahim burada müritlerince korunur. Sürekli izlendikleri için bir süre sonra Bagru dagina, oradan da Gilan, Gaskar, Rest ve Lahican'a kaçirilirlar. Lahican'da Kar Kaya'nin evinde saklanan Sah Ismail ilk ögrenimini özel bir ögretmenden gördü. Babasinin müritleri dört bir yandan onu görmeye geliyorlardi. Yakalanamadigini gören Rüstem Bey, Lacihan üzerine yürümeye hazirlanirken öldürülünce (1497), Sah Ismail harekete geçer. Müritlerini toplayip Hazer kiyilarindaki Aravan'a (1500), oradan Erdebil'e gelir. Kendisine katilan Türk oymaklariyla birlikte yeterince kuvvet topladigini görünce ilk olarak babasinin ve Siilere yapilan eziyetlerin öcünü alma yolunu tutar. Tebriz'e gelip taç giydiginde (1502), babasinin öcünü almis, Baku'yü zaptetmis, Nehcivan'da Elvend Bey'i yenmistir. Sah Ismail'in bundan sonraki yasami Siiligi yaymak, Safevi devletinin sinirlarini genisletmek için yaptigi savaslarda geçer. Devletin sinirlari genisleyip Siilik Anadolu'ya dogru hizla yayilinca Osmanli'larla çatisir. Sonunda Çaldiran'da Yavuz'a yenilir (1514) ve kaçar. Bu yenilgiden sonra Tebriz'e döndüyse de eski gücünü yitirdigi gibi ugradigi ruhsal çöküntüyle de kendisini saraba verir. Oglu Tahmasb'i yerine atabey olarak birakir, her yilini ayri bir kentte geçirerek yasamini tamamlar. Azerbaycan'da iken ölür. Cenazesi Erdebil'e ***ürülür.
Sah Ismail, Hatayi mahlasiyla siirler yazdi. Sanatçi kisiligi çok zor kosullar altinda geçen çocuklugu sirasinda olustu. Aruz ve heceyle yazdigi siirler Azerbaycan edebiyatinin Nesimi ve Fuzuli arasindaki döneminin en güçlü temsilcisi oldugunu kanitlar. Özellikle heceyle yazdigi siirler Anadolu'da gelisen tekke edebiyatini büyük ölçüde etkiler. Alevi -Bektasi edebiyatinin en güzel örneklerini sunar. Sadettin Nüzhet, siirlerini dörde ayiriyor:
a) Tasavvufi düsüncelerini içerenler,
b) Aleviligi dile getirenler,
c) Hurufiligin ilkelerini yansitanlar,
d) Asikane olanlar.
Aruzla yazdigi siirlerinin ise daha çok tasavvufi oldugu görülür. Bu siirlerinde kullandigi dil klasik siirin dilidir.
Hece ölçüsüyle kosma ve semai biçiminde yazdigi nefesler ise Yunus'un izlerini tasir. Ama Hatayi'nin kendine özgü siir yolu olusturdugu da belirtilmelidir. Hece ve aruzla yazdigi siirlerini kapsayan Divan'i basildi (Sadettin Nüzhet Ergun, Hatayi divani, 1956; bütün nüshalari karsilastirilarak yapilan basimi için bkz. Aziz Aka Mehmedof, Sah Ismail Hatayi Eserleri 1, Bakü 1966). Ayrica Dehname adli Ali'yi öven bir mesnevisi (Baku 1946) ile yine mesnevi biçiminde yazilmis bir Nasihatnamesi vardir. Degerli arastirmaci Nejat Birdogan Alevilerin Hükümdari Sah Ismail Hatayi adli yapitinda bu büyük ozanin yasam öyküsünü, Osmanli ve Safevi yanlarindan topladigi siirlerini daha genis ve gerçekçi biçimde vermistir.
KISILIGI
Yasamina can korkusu ile basladi. Daha alti yasinda iken dedesinin müritlerince kaçirilmasaydi öldürülecekti. Gilyan'da alti yil gizlilik içinde yasadi. On iki yasinda Ercuvan'da Talis Mehmed Bey'in elinden zor kurtuldu. Bu yasinda yandaslarina kalelerin nasil alinacagini ögretiyordu. Ele geçmeden yandas toplayabilmek için binlerce kilometre yol yapiyor, ayri ayri iklimlere, huyunu suyunu bilmedigi topluluklar arasina giriyor, karsilastigi herkesi inandirip yanina aliyordu. Anadolu'dan binlerce, on binlerce kisi yalinayak bu genç adam için yollara düsüyordu. Bu yollara düsmede eski Türk inancinin etkisi ve inanci oldugu kadar çocuk Sah'in kisiligi de etkin rol oynuyordu. Osmanli'da aradigini bulamayan Anadolu halki, özellikle Erzincan, Sivas, Karaman Türkmenleri Sah'a dogru yola çiktilar. Bu gidis yillarca sürünce Yavuz'a verilen bir dilekçede "Iste bir zaman geldi ki Rum ülkesinin halkinin çogu Erdebil olup kafir oldu." denilecektir.
Hoca Sadeddin, bu göçü ''Ol taifenin kalani dahi terk-i diyar etmek istediler. Ölüsü, dirisine yüklenip cümlesi çikup gitmek istediler.'' diye anlatir. Kuskusuz bu gidisi, Anadolu'da kimsesiz kalan Türk'ün orada önem ve güven kazanma istegine baglayanlar da vardir. ''Ömründe ve diyarinda kendüye adem dinmeyen bikarlar tuman (tümen) beyleri olup hadden ziyade itibar buldular. Isiten çikti gitti. Yerinden ayrilup yurdunu terk idüp çiftin çubugun dagitti.'' Osmanli ve Dulkadrli önlemleri bu yürüyüsü durduramiyordu. Hac yerine Erdebil ziyaretini yegleyenler, ''Biz diriye variriz, ölüye degil." diyorlardi. Bu bilgiyi Asik Pasazade, bir söylenti olarak aktariyor.
Kuskusuz bu oluk oluk akisin sonunda karsilasilan kisi öyle siradan biri degildir. Bir kez, kesinlikle çok iyi bir egitim ve ögrenim görmüstür. Bu egitim kavraminda daha on iki yasinda iken degme babayigitlerin katlanamayacagi bir gövde dayanikliligi bulunmak tadir. Bu yasta en kanli bogusmalarin içine girip çikmistir. Iyi bir dövüsçü ve avcidir. 1500 yilinda Tercan-Sarikayasinda bir magarada yasayan ve insanlara saldiran bir ayiyi okla vurup öldürecek kadar bilekli ve yüreklidir. O kis Erdebil yöresinde kuslarin donup düstügü havalarda adamlarina kardan kale yaptirip kusatiyor ve onlari oyaliyordu.
SANATI
Sirvanli Melikü's Süera Habibi'nin öncülük ettigi Türkçe edebiyatin bir çok ugrasanlari devletçe korunma altina alinmistir. Sah Ismail'in kendisinin hece ve aruz ozani olmasi ününü artirmis, bilime saygisi da duyulunca kimi bilginler Erdebil'e gelmis, kimisini de kendisi getirtmistir. O dönem kaynaklarinda Sah Ismail'i siradan bir hükümdar olmaktan çok, eski Hurremi'ligin, Babeki'ligin sürücüsü ve Turan düsüncesinin yeni temsilcisi olarak düsünmek mümkün. Bunun için Yavuz Selim, Sah Ismail'e "Afrasiyab -1 Ahd" diyecektir. Ismail'e olan sevgi ve siginma yürüyüslerine böylece sanat adamlari da katildi. Sultan Hüseyin Baykara'nin (rn. 1447 -1505) ogullarina hile ile agir yenilgiler vuran Özbek hani Seybani'yi 1510'da ortadan kaldiran Ismail'e bu tarihte ilk siginmalar oluyor. Ismail, bu sanatçilari saygi ile karsilayip seçkin görevlere atiyor. Bu sanatçilarin basinda Kemaleddin Behzad (1455 -1535) vardir.
Bu dönemin tarihçilerinden Hvodemir'in anlattigina göre "Üstad Behzad, dönemin en olgun nakkaslarinin ustasidir. Bir süre, dogruluk örnegi Emirin (Hüseyin Baykara'nin) yaninda essiz islerle ugrasirken simdi yüce mertebeli Sahib Kiranin (Sah Ismail'in) yanindadir." Hvodemir, bu kitabini H. 904'te (rn. 149 Ali Sir Nevai adina yazmaya baslamis, H. 905'te (rn. 1499) bitirmistir. Böylelikle Kemaleddin Behzad'in Sah Ismail'e siginisi daha önceki yillara geçiyor. Bu kitaba göre Nakkas Aga Mirek, Hüseyin Baykara yaninda iken Kemaleddin Behzad, Sah Ismail'in yanindadir. Belki de Hüseyin Baykara, döneminin gelenegine u***** Sah Ismail'e bir çok sanatçiyla birlikte Behzad'i armagan etmistir. Behzad, özel bir fermanla 1521'de nakkashaneye müdür ve sahib-i ihtiyar (yetkili) atandi. O güne degin daginik olan Safevi naksina artik bir biçim vermisti. Aga Mirek, Muhammed Tebrizli, Hace Abdül Aziz, Muzaffer Ali Muhammed vb. bu okulun öbür ögretmenleri idi. Bu dönemde arta kalan kimi saray süslemelerinin yani sira son yillarda bulunan "Cihan Ara-yi Sah Ismail Safevi" kitabindaki yirmi kadar minyatür de dönemine isik tutmasi bakimindan oldukça degerlidir.
Demek ki ''Sah Hatai'' veya yalniz ''Hatai'' adini kullanan baska baska ozanlar var. Ilginçtir ki bunlardan birinin adi da Ömer. Kimi deyisler degisik yerlerde eksik dörtlüklerle yayinlaniyor. Azerbaycan ve Erdebil nüshalari tapsirmayi ''Hatai'', Napoli nüshasi ile Sadeddin Nüzhet yayini ise ''Hatayi'' olarak aliyor.
Geldi Cebrail çagirdi ya Muhammed Mustafa
dizesiyle baslayan siir Alevi cemlerinde çok söylenen ''Mihraçlama'' dir. Türkiye'de ise ilk kez Sefer Aytekin'in 1958'de yayinladigi Buyruk kitabinda yer almis. Buyruk'un Seyh Safi'ye ait olmadiginin kesin kaniti da kendisinden çok sonra yasayan torununun bu siirinin o yapitta yer almasi. Dehname'nin yalniz Leningrad müzesinde asli vardir. Bu siir Sah Ismail'in 19 yasinda yazdigi bir ask öyküsü. 1532 ikiliden olusmus. Bölüm basliklari Farsça verilmis. Altlarinda Azeri agziyla çevirileri var. Bu çeviriler Sah Ismail'in degil
tükenmez kalem
07-28-2006, 06:52
Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devlet anlayışı bakımından baya bir farklılar aslında... Ancak bazı azınlık(!) politikaları gerçekten cok benziyor... Bugüne kadar defalarca karşılaşmıs oldugumuz yok etme, sindirme, sesini kesme devlet-operasyonları bize bunu gösterir..
Şah İsmail hakkındaki bu yazıyı paylaştıgın için teşekkürler..
Şah Hatayi'nin yazdığı bir çok Türkçe eser karşılığında Yavuz da Farsça şiirler yazmıştır.Bu nasıl bir çatışmadır ki birbirlerinin yaşadıkları bölgedeki dile dahi hakim olmuş hatta o dilde eserler vermişlerdir.Savaşın böylesi..!
Çaldıran da bozguna uğrayan Şah İsmail'in o günden sonra ölümüne kadar yüzünün gülmediği söylenir..
EZEL BAHAR OLMAYINCA
Ezel bahar olmayınca
Kırmızı gül bitmezimiş
Kırmızı gül bitmeyince
Sefil bülbül ötmezimiş
Dost bülbüller gelir ötmeye
Güle sarılıp yatmaya
Bağıban gülü satmaya
Gül kadrini bilmezimiş
Gel ey bağban satma gülü
Haramdır parası pulu
Ağlatma sefil bülbülü
Gözyaşını silmez imiş
Yılda bir gün ziyan olur
Dost yoluna talan olur
Bazı insan hayvan olur
Hayvan adem olmazimiş
Şah Hatayım ölmeyince
Tenim turap olmayınca
Dost dosttan ayrılmayınca
Dost kadrini bilmezimiş
Sah Ismail (Hatayi)
ELÄ GÖZLÜ PIRIM GELDI
Elâ Gözlü Pirim Geldi,
Duyan Gelsin İşte Meydan.
Dört Kapıyı Kırk Makamı,
Bilen Gelsin İşte Meydan.
Hudey,Hudey,Demler Hudey,
Hudey,Hudey Canlar Hudey.
Ben Pirimi Hak Bilirem,
Yoluna Kurban Oluram,
Dün Doğdum Bugün Ölürem,
Ölen Gelsin İşte Meydan.
Hudey,Hudey,Demler Hudey,
Hudey,Hudey Canlar Hudey.
Şâh Hatayi Der Sırrını
Meydana Koymuş Serini,
Nesimi Gibi Derisin
Yüzen Gelsin İşte Meydan.
Hudey,Hudey,Demler Hudey,
Hudey,Hudey Canlar Hudey
Sah Ismail (Hatayi)
Benim Pirim
Benim pirim Şahi Merdan Ali'dir
Sefiller destini tutan Ali'dir
Kopardı hayberin kapısın kırdı
Kaldırıp arşumana atan Ali'dir
Haydar haydar pirim Ali'dir
Şah Hatayım Ali'm mansur darında
Hü deyi cebrail serim yardıran
Üç yüz yıldan sonra nergiz getiren
Nergizi selmana sunan Ali'dir
Haydar haydar pirim Ali'dir
Sah Ismail (Hatayi)
MUHAMMED ALI´nin ALDIM ELINI
Muhammed Ali'nin Aldım Elini
Hak Deyip Tuttuğum Elden Ayrılmam
On İki İmamın Tuttum Yolunu
Hak Deyip Tuttuğum Yoldan Ayrılmam
Mürşidin Nefesi Hak Nefesidir
Mürşid Sözün Tutmayanlar Asidir
Mürşidin Rızası Hak Rızasıdır
Hak Deyip Tuttuğum Yoldan Ayrılmam
Mürşidin Gittiği Veli Yoludur
Gitme Dediğine Gitmemelidir
Zahir Batın Muhammed Ve Ali'dir
Hak Deyip Tuttuğum Yoldan Ayrılmam
Hak Erenler Bir Araya Derilse
Cümle Aşıklara Nasip Verilse
Aşikare Hak Gözüyle Görülse
Hak Deyip Tuttuğum Yoldan Ayrılmam
Şah Hatayi'm Hak Bil Tuttuğum Eli
Zahirde Batında Hak Gördü Seni
Gerçek Erenlerden Aldım Haberi
Hak Deyip Tuttuğum Yoldan Ayrılmam
Sah Ismail (Hatayi)
MUHAMMED ALI´YI CANDAN SEVENLER
Muhammed Ali'yi Candan Sevenler
Yorulup Yollarda Kalmaz İnşallah
İmam Hasan'ın Yüzün Görenler
Hüseyin'den Mahrum Olmaz İnşallah
İmam Zeynel'den Bir Dolu İçtim
İmam Bakır'da Kaynayıp Coştum
İmam Cafer'e Vardım Ulaştım
Bundan Özge Yola Sapmaz İnşallah
İmam Musa'dan Gelen Erenler
Can Baş Feda Edip Cemler Görenler
İmam Rıza'ya Zehir Verenler
Divanda Şefaat Bulmaz İnşallah
Bir Gün Olur Okuturlar Defteri
Şah Oğlunun Belindedir Teberi
Uyanırsa Taki Naki Askeri
Açılan Gülümüz Solmaz İnşallah
Hatayi Der Bu İş Bizi Bitire
Özünü Kata Gör Ulu Katara
Mehdi Şevki Bu Cihanı Tutar A
Şah Oğluna Sitem Olmaz İnşallah
Sah Ismail (Hatayi)
SERIME BIR SEVDA GELDI
Serime Bir Sevda Geldi
Muhammed Ali'den Beri
Yandı Vücudum Kül Oldu
Ta Kalubeli'den Beri
Ali'nin Fatma Kanber'i
Hırka Tutunur Önleri
Severim On İk'imam'ları
Atası Pirimden Beri
Hasan'la Hüseyin'i Sevdim
İkrarım Onlara Verdim
Kafirleri Bütün Kırdım
Halil-Ür-Rahman'dan Beri
Zeynelabidin Yolları
Açılır Gonca Gülleri
Bakır İmamlar Serveri
Severim Soyundan Beri
Muhammed Dünyaya Geldi
Şu Alem Nur İle Doldu
Hacem İmam Cafer Oldu
Okuram Kur'an'dan Beri
Musahibim Musa Kazım
Rıza'ya Bağlıdır Özüm
Kolumda Şahinim Bazım
Beslerim Zamandan Beri
Taki'den Etek Tutmuşam
Naki Sırrına Yetmişem
Askeri'den Mey İçmişem
Sarhoşum Zamandan Beri
İkrarım Bendi Boşandı
İndi Türaba Döşendi
Mehdi'den Kılıç Kuşandı
Bilirem Zamandan Beri
Şah Hatayi'm Hakk'a Yalvar
Sevdiğim Ali'dir Server
Sorarlarsa Bizi Erler
Gelirem Divandan Beri
Sah Ismail (Hatayi)
BIZ MUHAMMED ALI DIYENLERDENIZ
Sufi Mezhebimin Nesin Sorarsın
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Gözlüye Gizli Yok Ya Sen Ne Dersin
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Eğnimize Kırmızılar Giyeriz
Halimizce Her Manadan Duyarız
Katarda İmam Cafer'e Uyarız
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Her Kimin Ki Çerağını Hak Yakar
Mümin Olanları Katara Çeker
Aslımız On İki İmama Çıkar
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Biz Tüccar Değiliz Alıp Satmayız
Erkan Gözetiriz Yoldan Sapmayız
Gönlümüz Ganidir Kibir Tutmayız
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Muhammed Ali'dir Kırkların Başı
Uralım Yezid'e Laneti Taşı
Hünkar Hacı Bektaş Veli'dir Eşi
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Baharda Açılır Gonca Gülümüz
Ol Dergaha Doğru Gider Yolumuz
On İki İmam İsmin Okur Dilimiz
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Şah Hatayi'm Eydür Muhammed Ali
Onlardan Öğrendik Erkanı Yolu
Ali Muhammed'dir Muhammed Ali
Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz
Sah Ismail (Hatayi)
HÜ DIYELIM GERCEKLERIN DEMINE
Hü Diyelim Gerçeklerin Demine
Gerçeklerin Demi Nurdan Sayılır
On İki İmam Katarına Uyanlar
Muhammed Ali'ye Yardan Sayılır
Üç Gün İmiş Şu Dünyanın Safası
Safasından Artık Olur Cefası
Gerçek Erenlerin Nutku Nefesi
Biri Kırktır Kırkı Birden Sayılır
İhlas İle Gelen Bu Yoldan Dönmez
Dost Olan Dostuna İkilik Sanmaz
Eri Hak Görmeyen Hakk'ı Göremez
Gözü Bakar Amma Körden Sayılır
Gerçek Aşık Menzilinde Durursa
Çerağ Gibi Yanıp Yağı Erirse
Eksikliği Kendözünde Bulunursa
O Da Erdir Yine Erden Sayılır
Şah Hatayi'm Eydür Bağdad'dır Vatan
İkilikten Geçip Birliğe Yeten
Erenler Yanında Kıyl Ü Kal Tutan
Yolu Dikenlidir Hardan Sayılır
Sah Ismail (Hatayi)
SERSERI GIRME MEYDANA
Serseri Girme Meydana
Aşık, Senden Yol İsterler
Kallaş İle Oturmadın
İman Ehli Kul İsterler
Bu Yola Giren Oturmaz
Hak Söze Hile Katılmaz
Bunda Hiç Hile Satılmaz
Cevherinden Pul İsterler
Bir Kılı Bin Pare Eder
Bu Yolu İhtiyar Eder
Şah'ım Bir Yol Kurmuş Gider
Yol İçinde Yol İsterler
Şah Hatayi Der Neylersin
Her Müşkili Hal Eylersin
Ansın Çiçek Derersin
Yarın Senden Gül İsterler
Sah Ismail (Hatayi)
GÖNÜL NE GEZERSIN SEYRAN YERINDE
Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
Alemde Her Şeyin Var Olmayınca
Olura Olmaza Dost Deyip Gezme
Bir Ahdine Bütün Yar Olmayınca
Yürü Sufi Yürü, Yolundan Azma
Elin Gıybetine Kuyular Kazma
Varıp Her Dükkanında Metaın Çözme
Yanında Mürşidin Var Olmayınca
Kalktı Havalandı Gönlümün Kuşu
Kavga, Gıybet Etmek Kötünün İşi
Üstadın Tanımaz Bunda Her Kişi
Anın Kim Mürşidi Er Olmayınca
Varıp Bir Kötüye Sen Olma Nöker
Çarhına Değer De Dolunu Döker
Ne Huda'dan Korkar Ne Hicap Çeker
Bir Kötüde Namus Ar Olmayınca
Şah Hatayi'm Edem Bu Sırrı Beyan
Kamil Midir Cahil Sözüne Uyan
Bir Baştan Ağlamak Ömredir Ziyan
İki Baştan Muhip Yar Olmayınca
Sah Ismail (hatayi)
SU DÜNYANIN ÖTESINDE
Şu Dünyanın Ötesine
Vardım Diyen Yalan Söyler
Baştan Başa Safasını
Sürdüm Diyen Yalan Söyler
Ark Kazarlar Argın Argın
Felek Çevirmekte Çarkın
Bu Dünyada Mal Ve Mülküm
Vardır Diyen Yalan Söyler
Kuru Ağaçta Olur Gazel
Kendi Okur Kendi Yazar
Ahdi Bütün Hüsnü Güzel
Vardır Diyen Yalan Söyler
Şah Hatayi'm Der Varılmaz
Varılırsa Da Gelinmez
Rehbersiz Hiç Yol Bulunmaz
Buldum Diyen Yalan Söyler
Sah Ismail (Hatayi)
GELE GÖNÜL HOS GÖRELIM BU DEMI
Gele Gönül Hoş Görelim Bu Demi
Bu Da Böyle Kalmaya Bir Gün Ola
Kişi Çekmek Gerek Gussayı Gamı
Hak'tan Gelür Her Ne Gelse Bir Kula
Er Odur İ'tikad Ede Pirine
Nazar Ede Evvel Ü Ahırına
Elbet Yol Kadimdir İlter Yerine
Sana Kim Neylerse Salagör Yola
Biz De Biliriz Ki Dostu Kardeşi
Bulamadım Bir Kara Gün Yoldaşı
Dost Geçinüb Yüze Gülen Kallaşı
Bahasıdır Satmak Gerek Bir Pula
Her Kişi Bir Hayal İle Eğlenür
Daim Anın Gönlünde Ol Eğlenür
Böyle Olur Sevdiğim Gah Ağlanur
Kimi Gördük Kıyamete Dek Güle
Karun'u Gör Bunadı Ya Buldukça
İnandı Felek Yüzüne Güldükçe
Sen İyilik Et Durma Elden Geldikçe
Dediler Halk Bilmezse Halik Bile
Gerçek Olan Kişi Dosttan Ayrılmaz
Değme Kişide Hakikat Bulunmaz
Sen Seni Satsan Yedirsen Bilinmez
Bu Zamanda Kimse Yaramaz İle
Hatayi Dünyanın Ötesi Fani
Bizden Evvel Bunda Gelenler Kani
Sanma Daim Şad Yürüye Düşmeni
Bir Gün Olub Nevbet Ana Da Gele
Sah Ismail (Hatayi)
Şah Hüseyin Şah Ali'dir şahımız
Şah Hüseyin'e kurban olsun canımız
Ne büyük bir insandır Şah Hatayi
Telif Hakları vBulletin v3.6.0 Beta 3 © 2000-2012, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden :
Cagdas