PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Uyduruk zaferler


dost
08-30-2006, 11:37
Uyduruk zaferler




Tarihi okusa bile ortak belleğindeki “sözlü hatırat” hanesine kaydeden halkla, okuduğunu “yazılı kanıt” olarak anlayan halk arasındaki algılama farkı, muhakeme yeteneğinde kendisini gösterir. Söze dayalı kültürün mantığı yoktur demek istemiyorum. Sadece yazılı kültürün mantığından farklı, dolayısıyla vardığı sonuçlar da değişiktir diyorum. Yazılı kültür, belgeye dayalı rasyonel bir muhakeme mantığı geliştirir. Sözlü kültür geleneğinde ise, unuttuğunu uydurmaya hazır bir hafızanın muhakemesi, ister istemez izafidir.

Bu izafiyetin en son örneğini ve rasyonel mantıkla, hafıza mantığı arasındaki muhakeme farkını, Irak savaşıyla ilgili yorumlarda görüyoruz:

ABD’nin Irak işgaline katılmayan ve geleneği itibarıyla “yazılı” kültür, dolayısıyla rasyonel mantık ülkeleri, bugün Irak’ın içine düştüğü kanlı karışıklığa bakarken, aldıkları kararın doğruluğunu görüyor, kendi kendilerini “Aman iyi ki bulaşmamışız,” diye kutluyor.

ABD’nin Irak işgaline katılan ve bölgeye asker gönderen “yazılı kültür” ülkelerinde ise hükümetler, İngiltere’de Tony Blair’in itirafı gibi “yanlış yaptık” diye üstü kapalı pişmanlık ifade etmedikleri zaman, İspanya ve İtalya örneğinde olduğu gibi “rasyonel” düşünen halklar tarafından iktidardan alaşağı ediliyor!

Oysa Türkiye’de, gerek AKP hükümeti, gerekse ABD’nin güdümünde Irak’a girmeyi savunan çevreler, aynı korkunç ve kanlı tabloya bakarak, “Oh oh, iyi ki birinci tezkere kabul görmemiş, iyi ki bu beladan uzak kalmışız,” diye zil takıp oynayacaklarına...

“Biz girseydik, durum farklı olurdu. Türk ordusu, 150 bin Amerikan askerinin yapamadığını yapar, PKK’nın da köküne kibrit suyu eker, hatta geçerken Kerkük’ü de alır, işi bitirirdi” diye düşünüyor. Çünkü muhakeme mantıkları, hayallerini gerçek sanan hafıza izafiyetinden mustarip.

Onlara göre Türk ordusu, sınırlarımıza 300 km uzaklıktaki Kerkük’e güle oynaya, hatta çiçek toplaya hoplaya ilerler, Amerikalılar aferin der, zaten Kürtler de peşmergesi peştamalı, elleri armut devşirirken, trenin geçtiğine bakar gibi bakarlardı, Türk ordusunun Irak içinde Ankara-İstanbul mesafesine yakın yol katetmesine... Keza, Saddam’ın yüz binlerce kişiyi katlederek Amerikalılar “demokrasi” getirene kadar geciktirdiği Şii/Sünni çatışmasını da, hazır gelmişken önleyiverirdi Türk ordusu!



***

Oysa kimisi için milli, kimisi için ümmi, ama hepsi için hayali “çıkar” ifade eden gerekçelerle, dün Irak’a, bugün Lübnan’a asker göndermeye kalkanların, önce o askerin atalarının oralardan nasıl çekildiğini, kaçının dönebildiğini öğrenmeleri gerek.

Türkiye’ye Orta Doğu’da “Osmanlı varisi” rolü biçenlerin, asıl vasinin Orta Doğu’yu nasıl, hangi bedelle ve kimlere karşı kaybettiğini anlaması gerek, önce.

Lübnan’a Türk askerini “kurtarıcı” göndermeye hazırlananlar, Lübnan’ın Türklerden nasıl “kurtarıldığını” ve kimler tarafından kotarılıp kurulduğunu bilirler mi? Keçecizade Fuat Paşa’dan haberleri var mıdır? 1860’ta Beyrut ve Şam’daki ayaklanmaları hangi şiddette bastırdığına, Marunilerle Dürziler arasındaki barışı nasıl sağladığına dair bir şeyler çalınmış mıdır kulaklarına?

Lübnan’daki Şiiler başta, 18 dini cemaatin, Türk askerini hangi bellek, hangi hatıratla beklediğine ilişkin en küçük bir fikirleri var mıdır?

Ve Lübnan’ı Osmanlı’dan koparan Fransızların “muharip müttefiki” Türk askeri, Orta Doğu’yu cetvelle çizen Avrupalıların yanında, el ele “kurtarıcı” rolünde ha?

Kore Birliği’nin kanıyla Türkiye’nin NATO’ya yazıldığını düşünenler, Beyrut’a asker göndererek AB’ye girileceğini sanıyorlarsa, yanılıyorlar. Hem de kanlı biçimde, yanılıyorlar.

Osmanlı da Avrupa’ya yarana kanaya kaybetmişti o toprakları.