PDA

Tam Sürüm Bilgini Göster : Alıntılar


pembe_saçlı_kız
07-13-2006, 09:43
Şehir

"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Konstantin Kavafis

wenge_yeno
07-13-2006, 09:58
YÜreĞİne SaĞlik..paylaŞimin İÇİn TŞk.ler

okyanus
07-14-2006, 00:17
teşekkürler paylaşımın için

glyld®m
07-15-2006, 01:04
Fotoğraf

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

1984

Cemal Süreya

glyld®m
07-15-2006, 01:20
Teklif

Sözlerin,
şeker.
Konuş,
ben tatlı severim.
Çay gibi
Aklımı karıştırıyor,
Fırtınalar koparıyorsun
Bir bardak yüreğimde,

Kaşık ...

Düşmanım olur musun !

Öncel İpekçi

glyld®m
07-15-2006, 05:09
PİRAYE İÇİN YAZILMIŞ : SAAT 21-22 ŞİİRLERİ


Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının...
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
Parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...


20 Eylül 1945

Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...


21 Eylül 1945

Oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...

İnsanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...


22 Eylül 1945

Kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen.
Oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım :
karşımda sen.
Sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...


23 Eylül 1945

O şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
Evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—

O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?

O şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...


24 Eylül 1945

En güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk :
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylememiş olduğum sözdür...


25 Eylül 1945

Saat 21.
Meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
Yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
seni sevmek gibi ciddî bir iştir...


26 Eylül 1945

Bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.

Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...


30 Eylül 1945

Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...


1 Ekim 1945

Dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
Bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
Birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
Taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...


2 Ekim 1945

Rüzgâr akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
Ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
kanatlar uçmak ister.
Kapı kapalı :
zorlayıp açmak ister.
Ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
ve sevgili olsun hayat...
Biliyorum henüz bitmedi
sefaletin ziyafeti...
Bitecek fakat...


5 Ekim 1945

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
Henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...


6 Ekim 1945

Bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir : — «P î r â y e ,
P î r â y e !...» — diye...

7 Ekim 1945

İnsan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
rüzgâr-
-larla.
Dolaşmak tehlikeli hâlâ
geceleyin açık denizleri...

Altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
Tank paletlerinin izleri
kapanır bu kış karla.

Ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
Fakat Ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...


8 Ekim 1945

Çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
Bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
Ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...

Çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
Yine her seferki gibi haksızım.
Sebep yok,
olması da imkânsız.
Bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
Fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...


9 Ekim 1945

Dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
Başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
Bir şeyler soruyormuşun.
Islak dudakların kapanıp açılıyor,
sesini duymuyorum ama.

Gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
Havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
Kırmızı kafesinde, kanaryamın : «Memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
Senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
sesini duymuyorum ama...

Kahrederek uyandım.
Kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
Düşünüyorum :
yoksa senin miydi bütün o sesler?


10 Ekim 1945

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...

Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...


18 Ekim 1945

Kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın Halep şehri...»


27 Ekim 1945

Bir elmanın yarısı biz
yarısı bu koskoca dünya.
Bir elmanın yarısı biz
yarısı insanlarımız.
Bir elmanın yarısı sen
yarısı ben
ikimiz...


28 Ekim 1945

Itır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...

Sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
Bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
Ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...

glyld®m
07-15-2006, 05:10
5 Kasım 1945

Çiçekli badem ağaçlarını unut.
Değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
Islak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
Sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...


8 Kasım 1945

Uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve Marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
Bu, üç dakikalık bir zamandı.
Sonra, telefon simsiyah kapandı...


12 Kasım 1945

Damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
Havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
Uludağda, zirvede kar
ve Kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
Ovada kavaklar soyunuyor.
İpekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...


13 Kasım 1945

Tarif kabul etmez, — diyorlar, — İstanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
Şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
yangın yerlerinde, sinema localarında...

. . . . .
. . . . . . . . .

Kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
sahici İstanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlât acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...


20 Kasım 1945

Saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
Ve zeytin devşirilmekte.
Bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
Bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi Bursada...


1945 yılı Aralık ayının dördü

İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
Hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin
kadını...


5 Aralık 1945

Delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
Yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
Bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
Ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız Pirâyem...


6 Aralık 1945

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...


7 Aralık 1945

Bursada havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir-köylü Hatçe kadına,
ırgat Süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...


12 Aralık 1945

Ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
Öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
Ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
Tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
Yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal İznik gölüne gidiyorlar.
Havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...

Şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— Ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
Ve ikiniz de uzaktasınız...


13 Aralık 1945

Gece kar birdenbire bastırmış.
Bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
Göz alabildiğine Bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
Sevgilim,
değişti mevsim
çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
Ve karın altında mağrur
hamarat
sürüp gidiyor hayat...


14 Aralık 1945

Hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
Sen ve namuslu İstanbulum ne haldesiniz kim bilir?
Kömürün var mı?
Odun alabildin mi?
Camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
Gece erkenden yatağa gir.
Evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
Yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...

NAZIM HİKMET RAN

pembe_saçlı_kız
07-16-2006, 01:11
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

NAZIM HİKMET RAN

glyld®m
07-18-2006, 07:08
Bütün Mesele Hazır Olmakta


Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin.
Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz,
yarına kalacaksa bugün olmaz.
Bütün mesele hazır olmakta.
Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış,
erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun!

Hamlet'ten

William Shakespeare

glyld®m
07-18-2006, 09:55
Neden Sonra

Neden sonra farkına varıyorsun
Etrafındaki korkunç ıssızlığın.
Yâr olsun,dost olsun,ne arıyorsun,
adresi belli mi vefasızlığın?

Aşk,dostluk!.. Hepsi dökülür yapraklar!
Çıplak bir ağaç durgun suda aksin.
Yalnızlık dediğin hayatta başlar;
Kabir boyunca devam etmek için.

CAHİT SITKI

glyld®m
07-20-2006, 04:29
SEVDAN BENİ

Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...

okyanus
07-20-2006, 08:47
Esirgemem sözümü ben
Çıkıp gelsede ölüm.
Geri götüremez adımlarımı
Ve yıldırımaz beni hiç birşey gülüm...
Ne dikenler bıraktım ardım ne dikenler...
Ki uçları hala kanıyor ayaklarımda.
Oysa karanfiller ekmiştim yollara.
Aşk ile mızrap vurup sevdalı sazıma.
Kavgamı türkülemistimyarın bakışlı çocuklarla...
Ve semahlar dönmüştüm turnalar gibi...
Pir aşkına,
Hak aşkın,
Halk aşkına...
Kim söyleyebilir öldüğümü kim?
Siz türkü gibi dağılırken dağ yollarına
Ve toprak gibi yeşerirken memleketim
Kim söyleyebilirki solduğumu kim...
Ben ölmedim ki...

Sevinmesin ey zalımlar
Öldüğüme benim
Yiğit ölmez kolay kolay
Ben ölmedim ki...
Bakmayın suskunluğuma
Bakmayın durgunluğuma
Bedel verdim her kavgada
Yenilmedim ki...
Denizlerin dalgasıyım
Ben halkımın kavgasıyım
Yarınların sevdasıyım
Yenilmedim ki..
Gelir günler gelir elbet
Gör o zaman beni...
Bana neyler zalım felek
Ben ölmedim ki...

Yusuf Hayaloglu

okyanus
07-20-2006, 08:50
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Suratındaki yaralar, karalar, kirler
Bana birisini hatırlatıyorsun küçüğüm
Üzerindekiler bana yabancı değil,
Yırtık süeterin, pantolonun, çizmen, çorabın
Sakın pişman olma, kızma, kızdırma
Sembol olmak, katil olmaktan çok daha zor
Yemekten, içmekten, direnmek zor küçüğüm
Ben, ben kimim diye sorarsan
Biz, biz tabiatla kardeşiz
Yemeyle, içmeyle
Hatta uçakla, suyla, kuşla, böcekle
Ama yine de
Bana ne olmuş diye soruyorsan
Kızma, kızdırma
Hani doğruluktan, dürüstlük doğar derler hani
Bence sana Deniz çarpmış küçüğüm
Ki, ben beni bildim bileli
Ne, ben beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
İşte ortalığın arazisi olup kaynadık dünyanın kazanında
Dünya kazan oldukça ben bir kepçe
Doldum tabaklara birden daha çok kere
Hani ya gülüm işçi olup emek dökercesine
Ben, beni bildim bileli
Ne ben, beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende
Sen bir başlamaya gör
Çocuk olursun bir yandan severler
Bir yandan döverler
Okursun adam olursun,
İş bulamadınmıda hiç dinlemez söverler
Ben, ben boks şampiyonu olamam ki dostum
Hayatı nakavt edeyim
Ben kültürümü hayata adadım
Hayatı tanımlayamıyorum
Hayat nedir acaba ?
Hergün paket paket içtiğimiz sigaralar mı?
Akşamları eve gelen babamın
Boş o bomboş bakışları mı
Bilmiyorum !!!
Yıldızlardan kopup gelmişti dünyama
Yıllanmış ağaçların dökülen sarı yaprakları gibiydi
Etraf toz, toprak, kan, göleç
Adına ne seher yeli diyebiliyorum nede tozpembe
Ama şunu çok iyi biliyorum ki
Bir çocuğumuz olursa
Adı DENIZ olmalı,
İster kız ister erkek
Farketmez hiç biri
Fakat bakışları farketmeli
Güneş gibi olmalı
Aydınlatmalı her tarafı
Her bir yandan bir bir
Bir çocuğumuz olursa adı DENIZ olmalı
DENIZ kadar engin, DENIZ kadar coşkun
DENIZ kadar sıcak, DENIZ kadar güzel
Bir çocuğumuz olmalı
Adı DENIZ olmalı
DENIZ dedim adına
Adı DENIZ olmalı...

gamze
07-21-2006, 09:33
GİTTİ AH GİTTİ

gitti ah..
gecelere hüzünleri serperek
yarali bir kus gibi kanarcasina gitti..,
yalvaran gözlerime,elemi pay ederek,
bir kabahatmiş gibi,kaçarcasina gitti...

gitti ah..
sarkılara bel bağlamak faydasız.
üstüme kapılrı kaparcasına gitti...
gecenin geldigini haber vermeden;hırsız...
yaşanmiş bir ömrü çalarcasına gitti

gitti ah... bir nehirdi,
yazamadığım şiirdi.
yüzüme son bir defa
bakarcasına gitti...

gitti ah...
gözyaşarı yanaklarımda kaldı.
hayatın perdesini çekercesine gitti...
belki doyulmamış toz pembe bir masaldı.
göğsümden yüreğini sökercesine gitti...

gitti ah...
karşılaşmak ömür boyu imkansız.
beni hazanda koyup bahar dalına gitti...
bilmiyorum ne yapsam,ne söylesem anlamsız.
ayrılmıştı dünyamız; kendi yoluna gitti...

gitti ah... bir mevsimdi,
çizemediğim resimdi.
kalbime bir çiviyi,
çakarcasına gitti..


Yusuf HAYALOĞLU

wenge_yeno
07-21-2006, 10:44
SIZE=3]Adı DENIZ olmalı...[/SIZE][/FONT][/FONT][/COLOR]
[/CENTER][/QUOTE]

YÜREĞİNE SAĞLIK HARİKA...
ADI DENİZ OLMALI....

wenge_yeno
07-21-2006, 10:46
MEMLEKETİMİ SEVİYORUM

Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş :
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Memleketim :
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.

Memleketim :
Ankara ovasında keçiler :
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin
incir
kavun
ve renk renk
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
yarı aç, yarı tok
yarı esir...
NAZIM HİKMET

wenge_yeno
07-21-2006, 10:47
CENAZE MERASİMİM

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenlerse daracık.

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.

Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden : uğurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize...
NAZIM HİKMET..

wenge_yeno
07-21-2006, 10:48
ÖLÜME DAİR

Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.

Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...

Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Yayalar-köylü Yakup,
iki gözüm,
merhaba.
Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?

Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
tabutunuzun
toprağa indiğini.

Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor, -
"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."

Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdil..."
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?


NAZIM HİKMET

wenge_yeno
07-21-2006, 10:50
MERHABA

Gun acar,
Karin verir yagmurlu toprak.
Incesu Deresi, merhaba.
Sacakta serceler daha cilgindir,
Bulutlarda kartal,
Daha calimli.
Koparir gogsunden bir dugme daha,
Tezkere bekleyen biri.
Incesu Deresi merhaba.

Genc bayraklar vardir,
Baris dusunur,
Kuyularda isci, mavilikleri.
Ben hepsini dusunurum,
Yirmidort saat
Ve seni dusunurum,
Karanlik,hirsli...
Seni, cihanlarin aziz meyvasi.
Ilan-i ask makamindan bir misra,
Yeserip, kimildar icimde,
Duser aklima gozlerin...

Oysa murad alamam.
Oysa akdan - karadan
Bilirim, payim bu kadar...
Unutmus gulmeyi gozbebeklerim.
Unutmus dudaklarim opmeyi.
Incesu Deresi, merhaba...

Ahmed Arif

wenge_yeno
07-21-2006, 10:51
OTUZÜÇ KURSUN

1.

Bu dag Mengene dagidir
Tanyeri atanda Van'da
Bu dag Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karsi
Bir yanin çig tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanin seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzullarin salkimi
Firari güvercinler su baslarinda
Ve karaca sürüsü,
Keklik takimi...

Yigitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek dögüste yenilmediler
Bin yillardan bu yan, bura usagi
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü degil bu
Gökte yildiz burcu degil
Otuzüç kursunlu yürek
Otuzüç kan pinari
Akmaz,
Göl olmus bu dagda...


2.

Yokusun dibinden bir tavsan kalkti
Sirti alacakir
Karni sütbeyaz
Garip, ikicanli, bir dag tavsani
Yüregi agzinda öyle zavalli
Tövbeye getirir insani
Tenhaydi, tenhaydi vakitler
Kusursuz, çirilçiplak bir
safakti

Bakti otuzüçten biri
Karninda açligin agir
boslugu
Saç, sakal bir karis
Yakasinda bit,
Bakti kollari vurulu,
Cehennem yürekli bir yigit,
Bir garip tavsana,
Bir gerilere.

Düstü nazli filintasi aklina,
Yastigi altinda küsmüs,
Düstü, Harran ovasindan getirdigi tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnindan akitma
Üç topugu ak,
Eskini hovarda, kivrak,
Doru, seglavi kisragi.
Nasil uçmuslardi Hozat önünde!

Simdi, böyle çaresiz ve bagli,
Böyle arkasinda bir soguk namlu
Bulunmayaydi,
Siginabilirdi yüceltilere...
Bu daglar, kardes daglar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandirmaz adami,
Yanan cigaranin külünü,
Güneslerde çatal kivilcimlanan
Engeregin dilini,
ilk atimda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadi
Çig bekleyen bogazlarin
kiyametini
Karli, yumusacik hiyanetini
Uçurumlarin,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacakti,
Buyruk kesindi,
Gayri gözlerini kör sürüngenler
Yüregini les kuslari yesindi...


3.

Vurulmusum
Daglarin kuytuluk bir bogazinda
Vakitlerden bir sabah namazinda
Yatarim
Kanli, upuzun...

Vurulmusum
Düsüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranim çikmaz
Canim alirlar ecelsiz
Sigdiramam kitaplara
Sifre buyurmus bir pasa
Vurulmusum hiç sorgusuz, yargisiz

Kirvem, hallarimi ayni böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...


4.

Ölüm buyrugunu uyguladilar,
Mavi dag dumanini
ve uyur-uyanik seher yelini
Kanlara buladilar.
Sonra oracikta tüfek çattilar
Koynumuzu usul-usul yoklayip
Aradilar.
Didik-didik ettiler
Kirmansah dokumasi al kusagimi
Tespihimi, tabakami alip gittiler
Hepside armagandi Acemelinden...

Kirveyiz, kardesiz, kanla bagliyiz
Karsiyaka köyleri, obalariyla
Kiz alip vermisiz yüzyillar boyu,
Komsuyuz yaka yakaya
Birbirine karisir tavuklarimiz
Bilmezlikten degil,
Fukaraliktan
Pasaporta isinmamis içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayri eskiyaya çikar adimiz
Kaçakçiya
Soyguncuya
Hayina...

Kirvem hallarimi ayni böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...


5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmis közüm,
Karnimda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardasini
Üç nazli selvi,
Ömrüne doymamis üç dag
parçasi.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kivre, hisim, daglarin çocuklari
Fransiz Kusatmasina karsi koyanda

Biyiklari yeni terlemis daha
Benim küçük dayim Nazif
Yakisikli,
Hafif,
iyi süvari
Vurun kardas demis
Namus günüdür
Ve saha kaldirmis atini.

Kirvem hallarimi ayni böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...

Ahmed Arif

gamze
07-21-2006, 13:00
Neler mi istiyorum?

Neler mi istiyorum uyanınca her sabah
Ne bahardan bir neşe, ne de yazdan bir çicek
Siyah, siyah çok siyah kadife kadar siyah
Bir saçın buklesini bana kim getirecek

Neler mi istiyorum gurbette akşamlardan
Ne rüzgardan bir buse, ne de bir pembe kelebek
Derin, derin cok derin, ufuklar kadar derin
Bir çift gözün rengini bana kim getirecek


Victor HUGO

gamze
07-21-2006, 13:05
Bakışların

Bir bakışın kudreti bin lisanda yoktur
Bir bakış bazen şifa bazen zehirli oktur...

Bir bakış bir aşığa neler neler anlatır
Bir bakış bir aşığı saatlerce ağlatır.

Bir bakış bir aşığı aşkından emin eder
Sevişenler daima gözlerle yemin eder...


Victor HUGO

gamze
07-21-2006, 13:12
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?


Victor HUGO

gamze
07-21-2006, 13:15
KUKLACI ve KUKLALAR

Çocukluğumuzdaki
ramazanlarda...
köy kahvesinde,
elinde kuklayı oynattığı tahtası,
kuklacı sakallı amca ve kuklaları...
kahkahalara boğardı
güldürürdü bizi....

şimdiki
ramazanlarda...
elinde C4'ler, en acımasız silahlar,
kuklacı sam amca ve kuklaları...
ırak ta, istanbul da, bütün dünya da..
kan gölünde boğuyorlar
öldürüyorlar hepimizi.....


M.TURAN

gamze
07-21-2006, 13:17
UNUTTUK

Unuttuk açlığı
Unuttuk yokluğu
Gecenin ayazını
Kışın soğuğunu unuttuk
Çıkar hesap peşinde
Kaça bölünür bir ekmek
Hepten unuttuk

Unuttuk sevgiyi
Unuttuk saygıyı
Bir içten gülüşü
Selamı sabahı unuttuk
Dünya malı peşinde
Sağı solu değil
İnsanlığı unuttuk

Unuttuk kardaşı
Unuttuk sırdaşı
Bir kahvenin hatırını
Bir elmanın yarısını
Bizden gayrı gerisini
Çoktan unuttuk


Levent Ümit TEMİZ

glyld®m
07-21-2006, 13:48
Ben, beni bildim bileli
Ne ben, beni buldum kendimde
Nede kendim, beni buldu bende

saolasın canikom

gamze
07-21-2006, 13:54
reca ederim şekerimm:)

glyld®m
07-23-2006, 09:28
Ekmek Şarap Sen ve Ben



Birde sabahın dördü
Dışarda kar
Odamız ılık
Gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
Anlattın bana ağzı sarımsakı kokan bir çocukla yattığını
Aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
Kıskandım Gogeni Tahitilim
Terlemiş vücudunu silerken
Cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
Saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
Güneşi doğurmuştu ölü cisim
Martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
Sam yelim Sahra-i kebirim
Kahrettim her şeye o gün
Babanın çarap çanağına, Gogen'e, kadere, sana, bana birde gittiğin arabanın tekerine
Ne diyordum arkadaş....
Diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
Ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
Daha sonra yaparım hayatın felsefesini
Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni
Bazen kadın hamamında tellak....
Bazen Cristof Kolomb
Napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri
Timur'ken Beyazıt'ı yenişimi....
Bir kere Aristo'nun hocası olmuştum
Ona verdiğim dersle gurur duymuştum
Bazen Jan Dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
Bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
Eğer daha da içersem
Shaskespare halt etmiş derim karşımda
Salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
İşte Mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
Enayiymiş be Platon...
Bir içsinde görsün....Ne felsefesi varmış bu hayatın
Anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
Islak kaldırımlarda yürürken acırım
Önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
Ukalalık işte derim neme lazım senin
Kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
Ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
Şehrin hizbe sokaklarında
Yavaş yavaş kaybolur benliğim.

İhsan Yüce

glyld®m
07-24-2006, 14:55
her sevinci her kederi
en ölümsüz sevgileri
sonsuz denen gökleri
herşeyin bir sonu varsa
ayrılıkların da sonu var
bir gün çıkıp geleceksin
içimde bir umut var
yeniden seveceksin
yıllar var ki ben böyle
bekliyorum özleminle
anıların, umutların
kaldı bende
anlasana, anlasana...
biraz daha gerçekleri anlasana
senden ayrı günlerimi
sana nasıl anlatsam ki
mevsimsiz çiçekler gibi
yarım kaldım inan ki
sensizliğin acısını
sen nereden bileceksin
sen hiç sensiz kalmadın ki
mevsimleri saymadın ki

glyld®m
07-24-2006, 15:01
Zor Günler

Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına kızdığım oldu çoğu zaman
Ama inandığım da
Ömrümde her şarkı başka bir kapı açtı
Bu şarkının ardında sen
Bu kapının ardındaysa benden önce söylenmiş sözler vardı
Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar
Seçtiklerimiz mi
Bunca ayrılık, bunca kırıklık, bunca acı?
Seçtiklerimiz evet.
"Hayat bu sevgilim,
Çoktan seçmeli.
Senin aşkınsa,
Bir dönem ödevi.
Bir şarkı tuttum sevgilim,
Bir kapı açtım ikimize
İkimiz çokmuşuz meğer bu resme...
Kapatmadan bu kapıyı yine de
Bu yaralar, bereler
Sanadır bile'ler.
Çok canım yanıyordu
Gördüklerimden ve göreceklerimden
Benim kanayan dizlerim yoktu hayatta bir tek,
Benim de kanattıklarım vardı elbet.
Ezdiğim kumlar ve geçtiğim yollar hâlâ gölgemi taşıyorlar
Yani demem o ki :
Çok zor günler geçirdim vaktiyle.

Bu şarkı sadece benimdi sevgilim
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize.
Yazmışsın ya; "O'nu sevebileeğimi düşünmüştüm" diye
İşte o günden beri
Belki de bu yüzden sadece;
Bu yaralar, bereler,
Sanaydı; bile'ler,
Göreler aşkımı,
Şahidim gök kubbe.

dost
07-24-2006, 17:35
Ne ararsın tanrı ile aramda
Sen kimsinki orucumu sorarsın
Hakikaten gözün yoksa haramda
Baş açığa niye türban sorarsın

Rakı şarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zararımmı içerim
İkimizde gelsek kıldan köprüye
Ben dürüssem sarhoşkende geçerim

Esiriken mümkünmüdür ibadet
Yatıp kalkıp ATATÜRKe dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dinindende soğuyacak bu millet

İşkaldeki hali sakın unutma
ATATÜRKe dil uzatma sebebsiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz

gamze
08-06-2006, 16:31
UNUTTUĞUM KELİMELER

Aklıma unuttuğum kelimeler geliyor
Yıl ikibin
Bir ben değil
Dünya tedirgin
Herşey hızla tükeniyor
Önce aşklar
Sonra arkadaşlar
Düşüyoruz boşluğuna
Ellerimizin
Ve yüreklerimizin..

Aklıma unuttuğum kelimeler geliyor
Birincisi komşularımız
Ağrıdığında başımız
Veya sıkıldığında canımız
O güzel parmaklarıyla tıkırdayan kapılarımızda komşularımız
Teyze
Amca
Bacı
Kardeş
Sevgili
Gülen gözleriyle geçmişte asılı herbiri..

Aklıma unuttuğum kelimeler geliyor
Hepsi insan yapmak üzerine ınsanı
Can yapmak üzere canı
Veya hiç bilmediğiniz bir mekanda
Terlemişken
Ve cahilken çevreye
İçmek
Uzatılan buz gibi ayranı..

Yıl ikibin
Her yer eskisinden yakın
Herşey eskisinden uzak
Gözlerdeki gülümseme
Uzatılan eller
Sanki tuzak
Bizi kendi halimize bırakın...


Oğuzhan BÖLÜKBAŞI

gamze
08-06-2006, 16:44
DOSTLARI OLMALI İNSANIN

dostları olmalı insanın,
aynen gemilerin limanları gibi
zaman zaman uğradığın
yükünü boşalttığın
dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda.

sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
geri döneceğin günü bekleme umuduyla
bazan rüzgara o açmalı yelkenini
yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
halatlarını çözmeli
seni çok
ama çok özlemeli.

dostları olmalı insanın,
ermiş, bilge hayatı ezbere okuyabilen
düşünmediklerini düşündüren
seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
gerektiğinde senin’çün ateşi yutabilen.

yolunu ışıtan ustan olmalı,
şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
sana vermeli soğuk bir kış gününde
üzerindeki tek gömleğin..

Oğuzhan BÖLÜKBAŞI

gamze
08-07-2006, 13:16
ÇAĞRIŞIMLAR

Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi?
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi?.. Gecikmiş bir gizleme,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı?.. Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi?

Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mi?

Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yasadınız m?.. Yalanı sürmeye,
Yanlısı görmeye
Saklandınız mı?...

Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı?

Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı?

Özdemir ASAF

pembe_saçlı_kız
08-12-2006, 01:51
gamzecim bu güzel paylaşımlar için çok teşekkürler...

glyld®m
08-12-2006, 02:29
Ne ararsın tanrı ile aramda
Sen kimsinki orucumu sorarsın
Hakikaten gözün yoksa haramda
Baş açığa niye türban sorarsın

Rakı şarap içiyorsam sana ne
Yoksa sana bir zararımmı içerim
İkimizde gelsek kıldan köprüye
Ben dürüssem sarhoşkende geçerim

Esiriken mümkünmüdür ibadet
Yatıp kalkıp ATATÜRKe dua et
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dinindende soğuyacak bu millet

İşkaldeki hali sakın unutma
ATATÜRKe dil uzatma sebebsiz
Sen anandan yine doğardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz


Neyzen Tevfik'e aittir.
aynı şiiri resimli olarak atatürk bölümüne ekledim ;)

dost
08-12-2006, 06:54
Neyzen Tevfik'e aittir.
aynı şiiri resimli olarak atatürk bölümüne ekledim ;)

Teşekkürler.

dost
08-12-2006, 07:01
Vatan Haini

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

28.07.1962

dost
08-12-2006, 07:03
Türk Köylüsü

Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad'dır
Kerem'dir
ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yâr sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, «Yûnusû biçâredir
baştan ayağa yâredir,»
ağu içer su yerine.
Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine
ve bir kerre vakterişip :
«-Gayrık yeter!...»
demesinler.
Ve bir kerre dediler mi :
«İsrafil sürunu urur
mahlukat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
«Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»


Nazım Hikmet Ran |

dost
08-12-2006, 07:04
Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

dost
08-16-2006, 16:02
BABA İSHAK

"Hey oğul, gel gidelim seninle Ferhat iline

Sevinin dal dal sarktığı elma bahçelerine

Amasya'dır, bir kan gülü açar mağrasında

Horasanlı Baba İlyas yolcusu İshak'm

Güneşteki kardeşliğin ekmekteki güneşin

Türkmen töresinde bir eski devrimcinin

Anadolu'nun gökyüzüne vuran öyküsüne

Bir yaprak açıp insanın gönül betiğinden

Derdi ki,İshak Baba Türkmen

"Bizler Oğuz oğluyuz, kutsaldır toprağımız

Gökyüzüdür bayrağımız, dolaşır şarabımız

Bir eşit salkımdan mayalaşıp elden ele

Yer yüzünde insan oğlundan yanayız

Karşıyız bey oğluna, sultan kuluna

Seviden, hoşgörüden, gülüşten

Dut yaprağını ipeğe çeviren işten yanayız"

Duyurtu saldı ki köylü Anadolu'ya

Ermiş savaşçı Baba İshak,

Bir bozuk düzendir Selçukoğlu Konya

Acemdir saray direği, yabandır yıkılacak

Hıgıldayan bir güzel düzendir akça kavak

Obaların direğini tutan halk ağacı'...

Bir kulaktır ses alır, saraydan dışarı

Köylü Anadolu'nun Türkmen oğullan

Vardılar Baba İshak'ın eteğine

Al yazmalı kadınlar, çocuklar söğüt dalı sapan

Dediler: Söyle Baba İshak, öğret, yol, iz aç bize

Karabulut bunalımı atalım üstümüzden.

Sevinç mayası kat kara somun ekmeğimize

Geldik işte, Canik dağlarından oba,oba

Çorum'dan, Sivas'tan ve uzak Maraş'tan

Gecelerimizi yıldız kağnılanyla çekerek

Baba İshak eyitti mağrasından, seslendi:

"Kardaş, Türkmen oğulları, yer yüzü evinizdir

Toprağıyla yaşadığımız, ekmeği ile döşediğimiz

Ve bir gül dalı altında birleştiğimiz

Bir eşit dönüşümdür ölüm1..

Üç yağıdır savaşacağınız; "Baskı-ezinç-yağma

Üç dostunuz var: "Yaşamak gönlünüzce..."

Beyliğiniz söylenir dilinizce

Buğday, su ve güneş yetmeli evinizce..."

Baba İshak, tan yeri ağaranda, çoban yıldızı yol verende

Düştü Türkmen oğullannın önüne.

Bir kol Sivas yollanndaydı.

Parayla tutulmuş Frenk askerleriyle

Köylü buğdayı altına çeviren çarşı beyleri

Sürüklenip gittiler değirmeni döndüren suyla.

Ne ki hey oğul, öykümüzün sonu acı,

Varlıklı sultanların utkusu kıyıcıdır.

Devrildi bozkır güneşi karanlığın ardına

Kırşehir kilimi yandı Malya ovasında.

Yalnızdı Tokat Türkmenler'i ve Adıyaman çobanlan

Bir umut eğiliyorlardı, belki Amasya ovası

Doğurgan gücüyle buğdayın anası

Yedi kılıçlı yörük kadını, güneş arka çıkardı halka

Bir güzel düş adına çarpışan Baba Ishak'a

Gün döndü, gün devrildi bir kan düğünü

Gelin bacılar ve Türkmen savaşçıları bir gerdekte

Amasya'da ay doğarken devirdi geceye

Yetiş ey Baba İshak *„ dediyse de köylü Anadolu

Yetişemedi...

Şundan ki, Amasya'da ay doğarken

Bir düş salkımıydı kalenin burçlarında

Baba İlyas'ın sallanan ermiş başı..

Ay başlangıçtır yaz gecesine,

Seher vaktine ve yol çıkışlarına gebe.

Işığın doğurgan anasından...

Sürdü halk dalının kırımı, yarayı gül yaprağı ile saran

Gönüller çardağı Hacı Bektaş gününe dek..

Yetişemediğinden ermiş dut ağacı Baba îshak

O kanlı kıyımdan kalmadır, Anadolu'da açan her gelincik

gamze
08-22-2006, 08:55
Hoşgeldin Bebek

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor
Kuş palazı,boğmaca,karaçiçek,sıtma,yürek farkı,kanser filan
İşsizlik açlık falan..

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor
Tren kazası,uçak kazası,iş kazası,yer depremi,kuraklık filan
Karasevda karasevda karasevda ayyaşlık falan...

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor
Hapishane kapısı hapishane kapısı polis copu filan
Senin yolunu gözlüyor
Sosyalizm sosyalizm falan...

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende..

Zülfü LİVANELİ

dost
08-22-2006, 12:35
Hoşgeldin Bebek

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor
Kuş palazı,boğmaca,karaçiçek,sıtma,yürek farkı,kanser filan
İşsizlik açlık falan..

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor
Tren kazası,uçak kazası,iş kazası,yer depremi,kuraklık filan
Karasevda karasevda karasevda ayyaşlık falan...

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende
Senin yolunu gözlüyor
Hapishane kapısı hapishane kapısı polis copu filan
Senin yolunu gözlüyor
Sosyalizm sosyalizm falan...

Hoşgeldin bebek yaşama sırası sende..

Zülfü LİVANELİ

nazımın şiiri zülfünün türküsü

gamze
08-22-2006, 14:22
nazımın şiiri zülfünün türküsü

bilmiyordum öğrenmiş oldum
saol hüseyin abii

dost
08-22-2006, 15:01
bişey değil kardeşim bende sizden çok şey öğreniyorum

dost
08-22-2006, 15:06
1

Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musa'yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
Çelebi hünkar idi amma
Al Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarümar idi
Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi
ahüzar idi.


2

Bu göl İznik gölüdür.
Durgundur.
Karanlıktır.
Derindir.
Bir kuyu suyu gibi
içindedir dağların.

Bizim burada göller
dumanlıdırlar.
Balıkların eti yavan olur,
sazlıklardan ısıtma gelir,
ve göl insanı
sakalına ak düşmeden ölür.

Bu göl İznik gölüdür.
Yanında İznik kasabası.
İznik kasabasında
kırık bir yürek gibidir demircinin örsü.
Çocuklar açtır.
Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi.
Ve delikanlılar türkü söylemez.

Bu kasaba İznik kasabası.
Bu ev esnaf mahallesinde bir ev.
Bu evde
bir ihtiyar vardır Bedreddin adında.
Boyu küçük
sakalı büyük
sakalı ak.
Çekik çocuk gözleri kurnaz
ve sarı parmakları saz gibi.

Bedreddin
ak bir koyun postu üstüne oturmuş.
Hatt-ı talik ile yazıyor
"Teshil"i.
Karşısında diz çökmüşler
ve karşıdan
bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona.
Bakıyor:
Başı traşlı
kalın kaşlı
ince uzun boylu Börklüce Mustafa.
Bakıyor:
Kartal gagalı torlak Kemal..
Bakmaktan bıkıp usanmayıp
bakmağa doymayarak
İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..


3

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
Ve gölde ipi kopmuş
boş bir balıkçı kayığı
bir kuş ölüsü gibi
suyun üstünde yüzüyor.
Gidiyor suyun götürdüğü yere,
gidiyor parçalanmak için karşı dağlara.

İznik gölünde akşam oldu.
Dağ başlarının kalın sesli sipahileri
güneşin boynunu vurup
kanını göle akıttılar.

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
bir sazan balığı yüzünden
kaleye zincirlenen balıkçının kadını.

İznik gölünde akşam oldu.
Bedreddin eğildi suya
avuçlayıp doğruldu.
Ve sular
parmaklarından dökülüp
tekrar göle dönerken
dedi kendi kendine:
"- O ateş ki kalbimin içindedir
tutuşmuştur
günden güne artıyor.
Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
eriyecek yüreğim.
Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
biz mülletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz...

*

Ertesi gün
gölde kayık parçalanır
kalede bir baş kesilir
kıyıda bir kadın ağlar
ve yazarken Simavnalı "Teshil"ini
Torlak Kemalle Mustafa
öptüler
şeyhlerinin elini.
Al atların kolanını sıktılar.
Ve İznik kapısından
dizlerinde çırıl çıplak bir kılıç
heybelerinde al yazma bir kitapla çıktilar...

Kitaplarının adı:
"Varidat"dı.
4

Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal, Bedreddinin elini öpüp
atlarına binerek biri Aydın biri Manisa taraflarına gittikten
sonra ben de rehberimle konya ellerine doğru yola çıktım
ve bir gün Haymana ovasına ulaştığımızda
Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş
Aydın elinde Karaburun'da.
Bedreddinin kelamını söylemiş
köylünün huzurunda.

Duyduk ki; "cümle derdinden kurtulup
piri pak olsun diye,
on beş yaşında bir civan teni gibi toprağın eti,
ağalar top yekun kılıçtan geçirilip
verilmiş ortaya hünkar beylerinin timarı zeameti."

Duyduk ki...
Bu işler duyulur da durmak olur mu?
Bir sabah erken
Haymana ovasında bir garip kuş öterken,
sıska bir söğüt altında zeytin danesi yedik.
"Varalım,
dedik.
Görelim
dedik.
"Yapışıp
sabanın
sapına
şol kardeş toprağını biz de bir yol
sürelim, dedik."
Düştük dağlara dağlara
aştık dağları dağları...

Dostlar,
ben yolculuk etmem bir başıma.
Bir ikindi vakti can yoldaşıma
dedim ki: geldik.
Dedim ki: bak
başladı karşımızda bir çocuk gibi gülmeğe
bir adım geride ağlayan toprak.
Bak ki, incirler iri zümrüt gibidir,
kütükler zor taşıyor kehribar salkımları.
Saz sepetlerde oynayan balıkları gör :
ıslak derileri pul pul, ışıl şışldır
ve körpe kuzu eti gibi aktır
yumuşaktır etleri.
Dedim ki bak,
burda insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi
bereketli.
Burda insan gibi verimli deniz, güneş ve toprak..



5

Arkamızda hünkarın ve hünkar beylerinin timar ve zeametli
topraklarını bırakıp Börklücenin diyarına girdiğimizde bizi
ilk karşılayan üç delikanlı oldu. Üçü de yanımdaki rehberim gibi
yekpare ak libaslıydılar. Birisinin kıvırcık, abanoz gibi siyah
bir sakalı ve aynı renkte ihtiraslı gözleri, kemerli büyük bir burnu
vardı. Vaktiyle Musanın dinindenmiş. Şimdi Börklüce yiğitlerinden.

İkincisinin çenesi kıvrık ve burnu dümdüzdü. Sakızlı Rum bir
gemiciymiş. O da börklüce müritlerinden.

Üçüncüsü orta boylu, geniş omuzlu, şimdi düşünüyorum da, onu,
yolparacılar koğuşunda yatan ve o yayla türküsünü söyleyen
Hüseyine benzetiyorum. Yalnız Hüseyin Erzurumluydu, bu Aydınlıymuş.

İlk sözü söyleyen Aydınlı oldu:

- Dost musunuz düşman mı? dedi. Dost iseniz hoşgeldiniz. Düşman
iseniz boynunuz kıldan incedir.

- Dostuz, dedik.

Ve o zaman öğrendik ki, Sarohan valisi Sismanın ordusunu, yani
toprakları tekrar hünkar beylerine vermek isteyenleri, bizimkiler
Karaburunun dar, dağlık geçitlerinde tepelemişlerdir.

Yine o yolparacılar koğuşunda yatan Hüseyine benzeyeni dedi ki:

- Buradan ta Karaburunun dibindeki denize dek uzayan kardeş
soframızda bu yıl incirler böyle ballı, başaklar böyle ağır
ve zeytinler böyle yağlı iseler, biz onları sırma cepken giyen
haramilerin kanıyla suladık da ondandır.

Müjde büyüktü. Rehberim:

- Öyleyse tez dönelim. Haberi Bedreddine iletelim, dedi.

Yanımıza Sakızlı Rum gemici Anastası da alıp ve ancak eşiğine
bastığımız kar deş toprağını bırakarak tekrar Al Osman oğullarının
karanlığına daldık.

Bedreddini İznikte, göl kıyısında bulduk. Vakit sabahtı. Hava
ıslak ve kederliydi.

Bedreddin:

- Nöbet bizimdir. Rumeline geçek, dedi.

Gece İznikten çıktık. Peşimizi atlılar kovalıyordu. Karanlık onlarla
aramızda duvar gibiydi. Ve bu duvarın arkasından nal seslerini
duyuyorduk. Rehberim önden gidiyor. Bedreddinin atı benim al atımla
Anastasınki arasındaydı. Biz üç anaydık. Bedreddin çocuğumuz. Ona bir
kötülük edecekler diye içimiz titriyordu. Biz üç çocuktuk. Bedreddin
babamız. Karanlığın duvarı ardındaki nal sesleri yaklaşır gibi oldukça
Bedreddine sokuluyorduk.

6

Bir gece bir denizde yalniz yildizlar
ve bir yelkenli vardi.
Bir gece bir denizde bir yelkenli
yapyalnizdi yildizlarla.
Yildizlar sayisizdi.
Yildizlar sonuktu.
Su karanlikti
ve goz alabildigine dumduzdu.

Sari Anastasla Adali Bekir
hamladaydilar.
Koc Salihle ben
pruvada.
Ve Bedreddin
parmaklari sakalina gomulu
dinliyordu kureklerin sipirtisini.

Ben:
- Ya! Bedreddin! dedim,
uyuklayan yelkenlerin tepesinde
yildizlardan baska bir sey goremiyoruz.
Fisiltilar dolasmiyor havalarda.
Ve denizin icinden
gurultuler duymuyoruz.
Sade bir dilsiz, karanlik su,
sade onun uykusu.
Ak sakali boyundan buyuk kucuk ihtiyar
guldu,
dedi:
- Sen bakma havanin durgunluguna
Derya dedigin uyur uyur uyanir.

Bir gece bir denizde yanliz yildizlar
ve bir yelkenli vardi.
Bir gece bir yelkenli gecip Karadenizi
gidiyordu Deliormana
Agac denizine...
7

Bu orman ki deliormandir gelip durmusuz
demen Agacdenizinde cadir kurmusuz.
"Malum nicin geldik,
malum derdi derunumuz" diye
her daldan her koye bir sahin ucurmusuz.

Her sahin pesine yuz aslan takip gelmis.
Koylu, bey ekinini, cirak carsiyi yakip
reaya zinciri birakip gelmis.
Yani Rumelinde bizden ne varsa tekmil
kol kol Agac denizine akip gelmis...

Bir kizilca kiyamet!
Karismis birbirine
at, insan, mizrak, demir, yaprak, deri,
gurgenlerin dallari, meselerin kokleri.
Ne boyle bir alem gormuslugu vardir,
ne boyle bir ugultu duymuslugu var
Deliormak deli olali beri...


8

Anastasi Deliormanda Bedreddinin ordugahina birakip ben ve rehberim
geliboluya indik. Bizden once buradan denizi yuzerek gecen olmus. Galiba
bir dildade yuzunden. Biz de denizi yuzerek karsi kiyiya vardik. Lakin
bizi bir balik gibi cevik yapan sey bir kadin yuzunu ay isiginda seyretmek
ihtirasi degil, Izmir yoluyla Karaburuna, bu sefer seyhinden Mustafaya
haber ulastirmak isiydi.

Izmire yakin bir kervansaraya vardigimizda, padisahin on iki yasindaki
oglunun elinden tutan Bayezit Pasanin Anadolu askerlerini topladigini
duyduk.

Izmirde cok oyalanmadik. Sehirden cikip Aydin yolunu tutmustuk ki bir bag
icinde bir ceviz agaci altinda, bir kuyuya serinlesin diye karpuz
salmis dinlenen ve sohbet eden dort celebiye rastladik. Her birinin ustunde
baska cesit libas vardi. Ucu kavukluydu, birisi fesli. Selam verdiler.
Selam aldik. Kavuklulardan birisi Nesri imis. Dedi ki:

- Halki ibahet mezhebine davet eden Borklucenin uzerine Sultan Mehemmed
Bayezit Pasayi gonderir.

Kavuklulardan ikincisi Sekerullah bin Sehabeddin imis. Dedi ki:

- Bu sofinin basina pek cok kimseler toplandi. Ve bunlarin dahi ser'i
Muhammediye muhalif nice isleri asikar oldu.

Kavuklulardan ucuncusu Asikpasazade imis. Dedi ki:

- Sual: Ahir Borkluce paralanirsa imanla mi gidecek imansiz mi?
- Cevap : Allah bilir anincunkim biz anin mevti halini bilmezuz..

Fesli olan celebi Ilahiyat Fakultesi Tarih-i Kelam muderrisiydi. Yuzume
bakti. Gozlerini kirpistirarak kurnaz kurnaz gulumsedi. Bir sey demedi.

Biz hemen atlarimizi mahmuzladik. Ve bir bag icinde bir ceviz agaci altinda,
bir kuyuya saldiklari karpuzlari serinletip sohbet edenleri nallarimizin
tozlari arkasinda birakarak Aydina, Karaburuna Borklucenin yanina vardik.


9

Sicakti.
Sicak.
Sapi kanli, demiri kor bir bicakti
sicak.

Sicakti.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar bosanacak
bosanacakti.
O, kimildamadan bakti,
kayalardan
iki gozu iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumusak, en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
nerdeyse doguracak
doguracakti.

Sicakti.
Bakti Karaburun daglarindan O
bakti bu topragin sonundaki ufka
catarak kaslarini:
Kirlarda cocuk baslarini
Kanli gelincikler gibi koparip
cirilciplak cigliklari surukleyip pesinde
bes tuglu bir yangin geliyordu karsidan ufku sarip.
Bu gelen
Sehzade Muratti.
Hukmu humayun sadir olmustu ki Sehzade Muradin ismine
Aydin eline varip
Bedreddin halifesi mulhid Mustafanin basina ine.

Sicakti.
Bedreddin halifesi mulhid mustafa bakti,
bakti koylu Mustafa.
Bakti korkmadan
kizmadan
gulmeden.
Bakti dimdik
dosdogru.
Bakti O.
En tumusak , en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
neredeyse doguracak
doguracakti.

Bakti.
Bedreddin yigitleri kayalardan ufka baktilar.
Git gide yaklasiyordu bu topragin sonu
fermanli bir olum kusunun kanatlariyla.
Oysaki onlar bu topragi,
bu kayalardan bakanlar, onu,
uzumu, inciri, nari,
tuyleri baldan sari,
sutleri baldan koyu davarlari,
ince belli aslan yeleli atlariyla
duvarsiz ve sinirsiz
bir kardes sofrasi gibi acmistilar.

Sicakti.
Bakti.
Bedreddin yigitleri baktilar ufka..

*

En tumusak , en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
neredeyse doguracak
doguracakti.
Sicakti,
Bulutlar doluydular.
Neredeyse tatli bir soz gibi ilk damla dusecekti yere-
Birden-
-bire
kayalardan dokulur
gokten yagar
yerden biter gibi,
bu topragin verdigi en son eser gibi
Bedreddin yigitleri sehzade ordusunun karsisina
ciktilar.
Dikissiz ak libasli
bas acik
yalnayak ve yalin kilictilar.

Mubalaga cenk olundu.

Aydinin turk koyluleri,
Sakizli Rum gemiciler,
Yahudi esnaflari,
on bin mulhid yoldasi Borkluce Mustafanin
dusman ormanina on bin balta gibi daldi.
Bayraklari al, yesil,
kalkanlari kakma, tulgasi tunc
saflar
pare pare edildi ama,
bosanan yagmur icinde gun inerken aksama
on binler iki bin kaldi.

Hep bir agizdan turku soyleyip
hep beraber sulardan cekmek agi,
demiri oya gibi isleyip hep beraber,
hep beraber surebilmek topragi,
balli incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanagindan gayri her seyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
icin
on binler verdi sekiz binini..

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin
dikissiz ak gomlegine sildiler
kiliclarinin kanini.
Ve hep beraber soylenen bir turku gibi
hep beraber kardes elleriyle islenen toprak
Edirne sarayinda damizlanmis atlarin
esildi nallariyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik sartlarin
zaruri neticesi bu!
deme, bilirim!
O dedigin nesnenin onunde kafamla egilirim.
Ama bu yurek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, "hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey",
der.

Ve teker teker,
bir an icinde,
omuzlarinda dilim dilim kirbac izleri,
yuzleri kan icinde
gecer ciplak ayaklariyla yuregime basarak
gecer Aydin ellerinden Karaburun magluplari..


10

Karanlikta durdular.
Sozu O aldi, dedi :
"- Ayaslug sehrinde pazar kurdular.
Yine kimin dostlar
yine kimin boynun vurdular?"

Yagmur
yagiyordu boyuna.
Sozu onlar alip
dediler ona :
"- Daha pazar
kurulmadi
kurulacak.
Esen ruzgar
durulmadi
durulacak.
Boynu daha
vurulmadi
vurulacak!"
Karanlik islanirken perde perde
belirdim onlarin oldugu yerde
sozu ben aldim, dedim:
"- Ayaslug sehrinin kapisi nerde?
Goster geceyim!
Kalesi var mi?
Soyle yikayim.
Bac alirlar mi?
De ki vermeyim!"

Sozu O aldi, dedi:
"- Ayaslug sehrinin kapisi dardir.
Girip cikilmaz.
Kalesi vardir,
kolay yikilmaz.
Var git al atli yigit
var git isine!.."

Dedim : "- Girip cikarim!"
Dedim : "- Yakip yikarim!"
Dedi : "- Yagis kesildi
gun agariyor.
Cellat Ali,
Mustafayi
cagiriyor!
Var git al atli yigit
var git isine!.."

Dedim : "- Dostlar
birakin beni
birakin beni.
Dostlar
goreyim onu
goreyim onu!
Sanmayiniz
dayanamam.
Sanmayiniz
yandigimi
el aleme belli etmeden yanamam!

Dostlar
"Olmaz!" demeyin,
"Olmaz!" demeyişn bosuna.
Sapindan kopacak armut degil bu
armut degil bu,
yarali olsa da dusmez dalindan;
bu yurek
bu yurek benzemez serce kusuna
serce kusuna!

Dostlar
biliyorum!
Dostlar
biliyorum nerde ne haldedir O!
Biliyorum
gitti gelmez bir daha!
Biliyorum
bir deve horgucunde
kanayan bir carmiha
cirilciplak bedeni
mihlidir kollarindan.
Dostlar
birakin beni.
birakin beni.
Dostlar
bir varayim goreyim
goreyim
Bedreddin kullarindan
Borkluce Mustafayi
Mustafayi.

*

Boynu vurulacak iki bin adam,
Mustafa ve carmihi
cellat, kutuk ve satir
har sey hazir
her sey tamam.

Kizil sirma islemeli bir hasa
altin uzengiler
kir bir at.
Atin ustunde kalin kasli bir cocuk
Amasya padisahi sehzade sultan Murat,
Ve yaninda onun
bilmem kacinci tuguna ettigim Bayezid pasa!

Satiri caldi cellat.
Caiplak boyunlar yarildi nar gibi,
yesil bir daldan dusen almalar gibi
birbiri ardinca dustu baslar.
Ve her bas duserken yere
carmihindan Mustafa
bakti son defa.
Ve her yere dusen basin
kili depremedi :
- Iris
dede sultanim iris!
dedi bir,

baska bir soz demedi..

11

Bayezid pasa Manisaya gelmis, Torlak Kemali anda bulup ani dahi anda asmis,
on vilayet reftis edilerek giderilecekler giderilmis ve on vilayet betekrar
bey kullarina timar verilmisti.

Rehberimle ben bu on vilayetten gectik. Tepemizde akbabalar dolasiyor ve
zaman zaman acaip cigliklar atarak karanlik derelerin icine suzuluyorlar,
henuz kanlari kurumamis korpe kadin ve cocuk olulerinin ustune iniyorlardi.
Yollarda gunesin altinda, genc, ihtiyar erkek cesetleri serili oldugu
halde, kuslarin yalniz kadin ve cocuk etini tercih etmeleri karinlarinin
ne kadar tok oldugunu gosteriyordu.

Yollarda hunkar beylerinin alaylarina rastliyorduk.

Hunkar bey kullari; curumus bir bag havasi gibi agir ve buyuk bir guclukle
kimildanabilen ruzgarlarin icinden ve parcalanmis topragin ustunden
gecerek, rengarenk tuglari, davullariyla ve cengu cigane ile timarlarina
donup yerlesirlerken biz on vilayeti biraktik. Gelibolu karsidan gorundu.
Rehberime:

- Takatim kalmadi gayri, dedim, denizi yuzerek gecmem mumkun degil.

Bir kayik bulduk.

Deniz dalgaliydi. Kayikciya baktim. Bir almanca kitabin ic kapagindan
koparip kogusta bas ucuma astigim resme benziyor. Kaln biyigi abanoz
gibi siyah, sakali genis ve bembeyaz. Omrumde boyle acik, boyle
konusan bir alin gormemisimdir.

Bogazin orta yerine gelmistik, deniz durmamacasina akiyor, kursun boyali
havanin icinde sular kopuklenerek kayigimizin altindan kayiyordu ki
kogustaki resme benzeyen kayikcimiz:

- Serbest insan ve esir, patrici ve plep, derebeyi ve toprak kolesi,
usta ve cirak, bir kelime ile ezenler ve ezilenler, nihayet bulmaz
bir ziddiyetle birbirine karsi gogus gererek bazen al altindan bazen
aciktan aciga fasilasiz bir mucadeleyi devam ettirdiler; dedi.



12

Rumeline ayak bastigimizda Celebi Sultan Mehemmedin Selanik kalesindeki
muhasarayi kaldirarak Sereze geldigini duyduk. Bir an once Deliormana
ulasmak icin gece gunduz yol almaya basladik.

Bir gece yol kenarinda oturmus dinleniyorduk ki, karsidan Deliorman
taraflarindan gelip Serez sehrine dogru giden uc atli, dolu dizgin
onumuzden gecti. Atlilardan birinin terkisinde insana benzer bir
karalti gormustum. Tuylerim diken diken oldu. Rehberime dedim ki:

Ben tanirim bu nal seslerini.
Bu kopukleri kanli simsiyah atlar
karanlik yolun ustunden dortnala gecip
hep boyle terkilerinde bagli esirler goturduler.

Ben tanirim bu nal seslerini.
Onlar
bir sabah
cadirlarimiza bir dost turkusu gibi gelmislerdir.
Bolusmusuzdur ekmegimizi onlarla.
Hava oyle guzeldir,
yurek oyle umutlu,
goz cocuklasmis
ve hakim dostumuz SUPHE uykuda...
Ben tanirim bu nal seslerini.
Onlar
bir gece
cadirlarimizdan dolu dizgin uzaklasirlar.
Nobetciyi sirtindan bicaklamislardir
ve terkilerinde
en degerlimizin
arkadan baglanmis kollari vardir.

Ben tanirim bu nal seslerini
onlari Deliorman da tanir..

Filhakika bu nal seslerini Deliormanin da tanidigini cok gecmeddn ogrendik.
Cunku ormanimizin eteklerine ilk adimimizi atmistik ki, Beyezid pasanin
diger tedbirati saibe ile ormana adamlar biraktigini, bunlarin karargaha
kadar sokulup Bedreddinin murudligine dahil olduklarini ve bir gece
seyhimizi cadirinda uykuda bastirip kacirdiklarini duyduk. Yani yol
kenarinda rastladigimiz uc atli Osmanli tarihindeki provokatorlerin
agababasi idiler ve terkilerinde goturdukleri esir de Bedreddindi.



13

Rumeli, Serez
ve bir eski terkibi izafi:
HUZURU HUMAYUN.

Ortada
yere sapli bir kilic gibi dimdik
bizim ihtiyar.
Karsida hunkar.
Bakistilar.

Hunkar istedi ki:
bu musahhas kufru yere sermeden once,
son sozu ipe vermeden once,
biraz da seriat eylesin abrazi huner
adabu erkaniyle halledilsin is.

Hazir bilmeclis
Mevlana Hayder derler
mulku acemden henuz gelmis
bir ulu danismend kisi
kinali sakalini ilhami ilahiye egip,
"Mali haramdir amma bunun
kani helaldir" deyip
halletti isi...

Donuldu Bedreddine
Denildi : "Sen de konus."
Denildi : "Ver hesabini ilhadinin."

Bedreddin
bakti kemerlerden disari.
Disarda gunes var.
Yesermis avluda bir agacin dallari,
ve bir akar suyla oyulmaktadir taslar.
Bedreddin gulumsedi.
Aydinlandi ici gozlerinin,
dedi:
- Madem ki bu kerre maglubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sozu.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bagrina muhrumuzu..


14

Yagmur ciseliyor,
korkarak
yavas sesle
bir ihanet konusmasi gibi.

Yagmur ciseliyor,
beyaz ve ciplak murted ayaklarinin
islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.

Yagmur ciseliyor.
Serezin esnaf carsisinda,
bir bakirci dukkaninin karsisinda
Bedreddinim bir agaca asili.

Yagmur ciseliyor.
Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir.
Ve yagmurda islanan
yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin
cirilciplak etidir.

Yagmur ciseliyor.
Serez carsisi dilsiz,
Serez carsisi kor.
Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu
Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.

Yagmur ciseliyor.

Nazım Hikmet...

okyanus
08-27-2006, 01:40
Yakılmış Bir Saz Üzerine (http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=10436&siir=276958)

Bir saz çalıyor
Kayıp zamanlarında
Bir yaz akşamının
Bir saz
Her teli göğe doğru uzanan
Her teli bir yürek
Her teli vatan
Yumruklaşmış eller üzerinde yükseliyor şimdi

Eskiden de bu kadar güzel miydi bu türküler
Dünya mı küçüldü
Biz mi büyüdük yoksa
Yüreği bu kadar dar mıydı insanların o zamanlar
Yine vahşi hayvanlar gibi bakıyorlar mıydı yüzümüze
Kırıyorlar mıydı sazımızı yine
Yakıyorlar mıydı?

Yine bizdik
O zamanlar türkü deyip düşen yollara
Çıkan dağlara
İnadına fermana, padişahına,
Yine bizdik yürüyen
Bir elde bağlama
Bir elde yürek
Yürüyen zulmün üstüne
İnadına okuyan türküsünü

Gün oldu ateşe verdiler sazını
Kırdılar, parçaladılar
Kül ettiler bedenini
Yakmak istediler türkünü
Yakamadılar
Bilemediler ki
Yanmaz türküler
Acılardır yaşatan onu

Yaralı ellerin her vuruşunda teline
Yakılmış bir sazın,
Dirildiler
Kalktılar yakılmış bedenleriyle
Sivas bakamadı yanmış yüzlerine
Dünya bakamadı
Kalktılar ve türküler söylediler
Kayıp zamanlarında
Bir yaz akşamının...

(Yakılmış her saz öksüz bırakılmış bir türküdür.
Dünyanın öksüz bırakılmış bütün türkülerine...)

Melih Coşkun (http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=10436)

glyld®m
09-09-2006, 07:07
SOL EL KONÇERTOSU

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Hem de ölmeden yaşanabilirmiş
Ama sevmeden yaşanamıyor Üçgülüm

Bir ölüyle bir canlı
Bir bedeni bölüştük


Sağ yanım ölmüş
Sol yanım capcanlı

Demek yazamadan
Demek okuyamadan
Demek konuşamadan
Ama düşünebildiğim için seni yaşıyorum


Yaşayabildiğim için sevmiyorum
Sevdiğim için yaşıyorum

Bir kolum bir elim bir bacağım ve dilim tutmuyor
Öyle bir sevgi var ki içimde
O beni hâlâ diri tutuyor
Yazamasam da okuyamasam da konuşamasam da
Seviyorum seni Üçgülüm


Sevdikçe yaşıyor yaşadıkça seviyorum...

AZİZ NESİN

glyld®m
09-09-2006, 09:15
kim demiş haram nedir bilmez hayyam
ben helali haramı karıştırmam
seninle içilen şarap helaldir
sensiz içtiğimiz su bile haram

Ömer Hayyam

dost
09-10-2006, 17:17
Aslında ben daha güzel ölürdüm
Arka bahçede askercilik oynarken
Tahta tüfeğimle toprağa uzanır
Annemin sesiyle doğrulurdum hemen
- Çabuk kalk üstün kirlenecek hınzır!

Yerdeyim yine bak anneciğim
N'olur kızma adımı çağır...
Sunay Akın

okyanus
09-12-2006, 04:43
Filiz filiz harelendim dağlara uymak için
Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için
Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için.

"Kekik kokusu duydum
Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin
Uyandım birdenbire
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden
Yorgunum;
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına
Düşmanlarım ulaşamazlar..."

Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye
Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya.

Denizlerde dalgalandım taşları oymak için
Doruklara sevdalandım ışığa doymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için
Irmaklarda durulandım dağları duymak için.

"Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla
Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun
Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda
Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun.
Bahar gelmiş balam benim
Bahar gelmiş dayanmış
Dalda yaprak bebeciğim
Suda köpük uyanmış
Kuzulara özenmiş kızım benim
Körpe sesler dinlenmiş
Ay ışığında yanmış yavrucuğum
Onun için beyazmış."

Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye
Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya
Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya

rüzgarın kızı
09-12-2006, 04:54
Anladin Ya Gülüm işim Başimdan aşkin
Anladinya Gülüm Ben Sana aşik Olmakla Meşgulüm .......

[Nazim Hİkmet Ran]

gamze
09-12-2006, 16:33
seni asla lekeleyemem,çünkü
en derinimdesin
buluşmak için çırpındığım o ta içimde.
seni asla lekeleyemem,çünkü
günlük,basit,sıradan hayatımda yoksun
yasakların geri çekildiği,
korkunun sustuğu
o saf anlarad beliriyor kalbin...kalbime...

Cezmi ERSÖZ

gamze
09-12-2006, 17:20
Benim kaderim bu,
öylece karşına oturup seyrediyorum
yüzünden geçen zamanları...

Küçük bir çocuk olan yüzün
annesinin kalbinin kapılarında kalmış...
Kırgın düşlerinde sakladıgın...
İlk gençlik oluyor sonra yüzün
öyle eksik, öyle yarım kalmış büyümelerden durgun...

Sevdayla ışıyan,
çaresiz aşkların şiirlerinde mısra mısra yaşlanan yüzün...

Benim kaderim bu
öylece karşına oturup
seyrediyorum zamanın içinden geçen yüzlerini...

Bana sevdalı bir yüzün vardı eskiden
o şimdi yalnız içimde saklı...

Cezmi ERSÖZ

gamze
09-15-2006, 15:33
Bir kıvılcım düşer önce,
Büyür yavaş yavaş,
Bir bakarsın volkan olmuş,yanmışsın arkadaş...
Dolduramaz boşluğunu ne ana, ne kardaş,
Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...
Ortak olmak her sevince, her derde kedere,
Ve yürümek ömürboyu,
Beraberce elele...
Olmasın hiç,
O ta içten gülen gözlerde yaş,
bir gün yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş..

YILMAZ GÜNEY

glyld®m
09-16-2006, 01:44
doyacak kadar aşın varsa,
başını sokacak bir damın,
insanoğluna kulluk etmiyorsan,
başkasının sırtında değilse geçimin,
tamam, güneşli günler içindesin.

gamze
09-17-2006, 00:52
Benim halimden haber sorarsan
Bir cift sözüm var sana,yürekten:
Sevginle girecegim topraga
Sevginle cikacagim topraktan

Ömer HAYYAM

rüzgarın kızı
09-18-2006, 08:54
bendekı hayat sesı , sendekı hayat kulagına ulaşmayabılır. yınede gel.....
Yanlızlık korkusunu hıssetmemek için konuşalım .....
Konuşalım kı sen kendını bensız , ben kendımı sensız hissetmeyelım .......
Dertler azalsın,elem gıtsın,hüzün dagılsın .......
KONUŞALIM KI ÖZLEMLER HASRET OLMASIN ......

glyld®m
09-19-2006, 13:09
Bir aşkı paylaşmak için çok geç,
Bir paylaşıma aşık olmak içinse erken...
Beni sevda yerimden vurdu yine zaman...
Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

glyld®m
10-09-2006, 04:26
BİRGÜN
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

yuяdaeя
10-12-2006, 15:52
Bu müze var ya bu müze
Seninle gezerken güzel
Kimseler yoksa salonda
Seni öpmek en güzel
Bu rakı var ya bu rakı
Seninle içerken güzel
Kimler olursa olsun varsın
Rakılı ağzından öpmek en güzel
İşte bu dünya var ya bu dünya
Seninle yaşarken güzel
Sen varsın ya sen
Ancak benimleysen güzel
Aziz NESİN

yuяdaeя
10-12-2006, 16:01
Öyle bir hayat yaşıyorum ki
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
Bazıları seyrederken hayatı en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum okudum anlamadım
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki "söz ver kendine"
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan düşmeyi de bileceksin
Korkak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle cok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan... Anladım

Nietzsche

glyld®m
10-30-2006, 01:06
bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını kendimi bulduğumda anladım,
herkesin mutlu olmak için ayrı bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım...

bir tek yaşayarak öğrenilirmiş hayat; okuyarak,dinleyerek değil...
bildiklerini bana neden anlatmadığını,anladım...
yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...

acı doruğa ulaştığında yaş gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım...
ağlayanı güldürebilmek ağlayanla ağlamaktan daha yararlıymış,
gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım...

bir insanı herhangi biri kırabilir,ancak en çok sevdiği acıtabilirmiş.
çok acıttığında anladım...
fakat hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım...

yalan söylememek değil,gerçeği gizlememekmiş marifet,
elimi yüreğine koyduğumda anladım...

'sana ihtiyacım var,gel! 'diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana 'git'dediğimde anladım...
biri sana git dediğinde'kalmak istiyorum'diyebilmekmiş sevmek,
'git'dediklerinde gittiğimde anladım...

sana sevgim şımarık bi çocukmuş,her düştüğünda zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
özür dilemek değil,'affet beni'diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım...

ve gurur,kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...

ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...

sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar,
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

glyld®m
11-16-2006, 03:59
KILAVUZUM KARGA ÇIKTI NEYLEYİM

Deli gönlüm benden yana olmadı
Düşmanıma arka çıktı neyleyim...
Aşk elinden az buz darbe almadı
Yaraları kırka çıktı neyleyim...

Uslanmadı vazgeçmedi yasaktan
Bakışları kurtulmadı tuzaktan
Kör kediyi samur sandı uzaktan
Kürk dediği hırka çıktı neyleyim...

İçer içmez huri dedi cadıya
Mahkum etti ıssırganla yatıya
Sarhoş iken tayinimiz batıya
Ayılınca şarka çıktı neyleyim...

Yeni değil şu gönlümün kandığı
Çalı çırpı çınar diye konduğu
Her derdime şifa diye sunduğu
Şıra sandım sirke çıktı neyleyim...

Haram olsun huzur nedir bildiysem
Bin ağladım, senede bir güldüysem
Acınacak durumlara geldiysem
Kılavuzum karga çıktı neyleyim.

Cemal SAFİ

glyld®m
11-16-2006, 04:00
Sanma ki, derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki, her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah dostum, derdim başka...


Orhan Veli Kanıik

glyld®m
11-16-2006, 04:02
Kırılgan

Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı
Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten
Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?
Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı.

Murathan Mungan