CEYHAN
05-06-2008, 03:21
Erol Manisalı (Cumhuriyer Gazetesi)
Dereyi Geçinceye Kadar Cumhuriyetçi Olmak
Her yerde birlik olalım çağrıları yapılıyor. Çok doğru; ancak sadece bu söylev yetmez; kime karşı ve nasıl birlik olunacağının da netleştirilmesi gerekiyor. Kime karşı birlik olacağız? Tehdit nereden geliyor? Düşman kim?
- PKK mi? PKK'nin arkasındaki Kürdistan projesi mi? Onun arkasındaki ABD ve AB mi? Evet tehdit burada. O zaman saldırıya karşı birlik olalım derken kafamızı netleştirmemiz gerekiyor.
Arkalarında ABD ve AB'nin bulunduğunu görmemezlikten gelirsek kendi kendimizi aldatırız. Hele "ABD'den, PKK'ye karşı yardım istemek" eğer aptallık değilse teslimiyeti saklamaktan başka bir anlam taşımaz.
Bu girişimlerin arkasındaki "yeni sömürgeciliği" görüp buna karşı birleşmek gerekir.
- İçerdeki tehlike dışardan daha da büyük; dinciler işgale başlamışlar; bölücülerle bazen örtülü bazen de işbirliği içindeler. Büyük sermayenin bir bölümü bu koalisyona destek veriyor. Nedeni, "Washington ve Brüksel'in penceresinden Türkiye'ye bakmak zorunda olmaları".
- Evet birleşelim, tek yumruk olalım; "altımızı içerde ve dışarda oyanları" açık olarak görelim; kafamızı karıştırmayalım. Öndeki maşalar yerine onları kullananları belirleyerek savaşımızı sürdürelim.
Çelişkiler, çelişkiler...
İçerde herkes "birlik çağrısı" yapıyor; şeriatçısı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları da birleşelim diyorlar.
- "Amerika dostumdur, ılımlı İslam iyidir" diyenler de Cumhuriyet, Atatürkçülük çağrıları ile bütünleşmekten söz ediyorlar.
- AB'ye Türkiye'yi bağlayıp arka bahçe yaptıran zihniyet de, birlik olalım diyor. Üstelik Cumhuriyet'ten ve Atatürk'ten söz ederek.
Burada bir sahtecilik, bir takıyye var. "Ben Türküm" demekten çekinenler Atatürkçü görünme, dev bayraklar asma telaşı içindeler. Bir yandan sosyal devlet, Türkiye'nin üniter yapısı ve laiklik fiilen terk ediliyor; türban, resmi bir üniforma gibi, "yandaşlığın simgesi haline getiriliyor"; bu çevreler sahtecilik yaparak Cumhuriyet için birleşelim diyorlar.
- İslamcı (ve dinci) bir devlet yapısını sinsi sinsi kurarken sahte Cumhuriyet ve Atatürkçülük gösterileri sergiliyorlar. Bu çevrelerin inandırıcı olmaları için en baştan, "Biz ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki sömürgeci politikalarına karşıyız; laik ve sosyal bir devlet istiyoruz; bu yolda savaşacağız" demeleri gerekir. Oysa, "işbirlikçilik yaparken Atatürkçülüğe sığınıyorlar" ...
- Dereyi geçinceye kadar, "Cumhuriyetçilik oynamak istiyorlar" ; halkı kandırıyorlar.
En önemlisi, nasıl birleşeceğiz?
Tehditlere ve düşmana karşı birleşmek örgütlü olur. Siyasi, iktisadi, kültürel ve askeri boyutlarıyla örgütlü bir biçimde hareket etmek kaçınılmazdır.
Bugün TSK hariç birçok örgütte ulusal ve sınıfsal olarak zaaf yaşanmaktadır. Bu bozulmanın ortaya çıkmasına neden olan başlıca faktörler şunlar:
- Þeriatçı yapılanma doğrultusunda tarikatların ve cemaatlerin buraya sızmış olmaları.
- Bölücülerin dış destekle, sisteme kısmen sokulmaları.
- Bazı büyük sermaye odaklarının "kendi kaderlerini Batı sömürgeciliği ile bütünleştirmeleri sonucu" , sisteme gayri milli bir kimlikte katılmaları.
Bu faktörler Meclis'te, siyasal partilerde, işçi sendikalarında, meslek odalarında, her türlü sivil toplum örgütünde kendini göstererek, "ulusal birleşmeleri engellemektedir".
Başta siyasal partiler olmak üzere kurumlar ve örgütlerde dincilerin, bölücülerin ve dış odakların yarattığı "sömürgeci kirliliğin temizlenmesi gerekiyor" . Son PKK terör olaylarında olduğu gibi sömürgecilerin saldırılarını artırmaları, bu kurumlarda "ulusalcı yeni yapılanmayı tetiklemeye başladı" . Bunun sürdürülmesi gerekiyor.
Ulusal örgütlenme tek çözüm
Ulusal örgütlenmeyi (ve dokuyu) Meclis'e, siyasal partilere, sivil toplum örgütlerine taşıdığımız ölçüde Türkiye'nin dış ilişkelerinde yeni denge politikalarına gitme olanakları yaratılacaktır.
Ulusal doku ve örgütlenmenin çok hızlı bir biçimde hazırlanıp uygulanması gerekiyor. Çünkü "karşıdevrimciler" son birkaç yıldır çok yol aldılar.
Birleşmek demek, "Türkiye'de fiilen yürütülmekte olan karşıdevrime karşı" örgütlü bir mücadele başlatmak anlamına gelir.
- Yeni kurumlar oluşturarak;
- Mevcutları, "ulusalcı bir kimliğe sokarak" ;
- Halen mücadele eden ulusalcı kurumları birleştirerek karşıdevrimin önünü kesmek zorundayız;
Türkiye içten içe kaynıyor; zeminde basınç giderek yükseliyor. Askeri, sivili bu işin böyle gitmeyeceğini nihayet anlamaya başladı. Evet insanlar günlük yaşamlarında, geçim kavgası derdinde; kimi de eğlencede. Ama zemin artık fokurduyor.
Dipteki basıncın yönü belli oluyor artık. Büyük çoğunluk şeriata, bölünmeye ve sömürülmeye karşı kendini savunmaya hazırlanıyor. Yıllar yılı yalan yazan kimi medya bile çark etmeye başladı.
Sömürgecilere ve onların içimizdeki işbirlikçilerine karşı halkın tepkisi netleşiyor. Sokaktaki insan PKK'nin arkasında ABD'nin bulunduğunu artık biliyor; işbirlikçi şeriatçıların dini istismar ederek Türkiye'yi Hıristiyanlara pazarladığını daha net görüyor. Serbest ve açık piyasanın halka değil tekellere yaradığını yaşayarak anlıyor.
Halk bayrakla, Atatürk'le, "sosyal devlete ve Türkiye'nin bütünlüğüne sarılıyor" ; sözde demokrasi yerine özde demokrasi istiyor.
Birleşmeye hazır ortam var, bunu örgütlenerek değerlendirelim, "karşıdevrimi" yıkıp geçelim... Çünkü biz büyük çoğunluğuz; uygarlığı ve gerçek demokrasiyi biz temsil ediyoruz.
Dereyi Geçinceye Kadar Cumhuriyetçi Olmak
Her yerde birlik olalım çağrıları yapılıyor. Çok doğru; ancak sadece bu söylev yetmez; kime karşı ve nasıl birlik olunacağının da netleştirilmesi gerekiyor. Kime karşı birlik olacağız? Tehdit nereden geliyor? Düşman kim?
- PKK mi? PKK'nin arkasındaki Kürdistan projesi mi? Onun arkasındaki ABD ve AB mi? Evet tehdit burada. O zaman saldırıya karşı birlik olalım derken kafamızı netleştirmemiz gerekiyor.
Arkalarında ABD ve AB'nin bulunduğunu görmemezlikten gelirsek kendi kendimizi aldatırız. Hele "ABD'den, PKK'ye karşı yardım istemek" eğer aptallık değilse teslimiyeti saklamaktan başka bir anlam taşımaz.
Bu girişimlerin arkasındaki "yeni sömürgeciliği" görüp buna karşı birleşmek gerekir.
- İçerdeki tehlike dışardan daha da büyük; dinciler işgale başlamışlar; bölücülerle bazen örtülü bazen de işbirliği içindeler. Büyük sermayenin bir bölümü bu koalisyona destek veriyor. Nedeni, "Washington ve Brüksel'in penceresinden Türkiye'ye bakmak zorunda olmaları".
- Evet birleşelim, tek yumruk olalım; "altımızı içerde ve dışarda oyanları" açık olarak görelim; kafamızı karıştırmayalım. Öndeki maşalar yerine onları kullananları belirleyerek savaşımızı sürdürelim.
Çelişkiler, çelişkiler...
İçerde herkes "birlik çağrısı" yapıyor; şeriatçısı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları da birleşelim diyorlar.
- "Amerika dostumdur, ılımlı İslam iyidir" diyenler de Cumhuriyet, Atatürkçülük çağrıları ile bütünleşmekten söz ediyorlar.
- AB'ye Türkiye'yi bağlayıp arka bahçe yaptıran zihniyet de, birlik olalım diyor. Üstelik Cumhuriyet'ten ve Atatürk'ten söz ederek.
Burada bir sahtecilik, bir takıyye var. "Ben Türküm" demekten çekinenler Atatürkçü görünme, dev bayraklar asma telaşı içindeler. Bir yandan sosyal devlet, Türkiye'nin üniter yapısı ve laiklik fiilen terk ediliyor; türban, resmi bir üniforma gibi, "yandaşlığın simgesi haline getiriliyor"; bu çevreler sahtecilik yaparak Cumhuriyet için birleşelim diyorlar.
- İslamcı (ve dinci) bir devlet yapısını sinsi sinsi kurarken sahte Cumhuriyet ve Atatürkçülük gösterileri sergiliyorlar. Bu çevrelerin inandırıcı olmaları için en baştan, "Biz ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki sömürgeci politikalarına karşıyız; laik ve sosyal bir devlet istiyoruz; bu yolda savaşacağız" demeleri gerekir. Oysa, "işbirlikçilik yaparken Atatürkçülüğe sığınıyorlar" ...
- Dereyi geçinceye kadar, "Cumhuriyetçilik oynamak istiyorlar" ; halkı kandırıyorlar.
En önemlisi, nasıl birleşeceğiz?
Tehditlere ve düşmana karşı birleşmek örgütlü olur. Siyasi, iktisadi, kültürel ve askeri boyutlarıyla örgütlü bir biçimde hareket etmek kaçınılmazdır.
Bugün TSK hariç birçok örgütte ulusal ve sınıfsal olarak zaaf yaşanmaktadır. Bu bozulmanın ortaya çıkmasına neden olan başlıca faktörler şunlar:
- Þeriatçı yapılanma doğrultusunda tarikatların ve cemaatlerin buraya sızmış olmaları.
- Bölücülerin dış destekle, sisteme kısmen sokulmaları.
- Bazı büyük sermaye odaklarının "kendi kaderlerini Batı sömürgeciliği ile bütünleştirmeleri sonucu" , sisteme gayri milli bir kimlikte katılmaları.
Bu faktörler Meclis'te, siyasal partilerde, işçi sendikalarında, meslek odalarında, her türlü sivil toplum örgütünde kendini göstererek, "ulusal birleşmeleri engellemektedir".
Başta siyasal partiler olmak üzere kurumlar ve örgütlerde dincilerin, bölücülerin ve dış odakların yarattığı "sömürgeci kirliliğin temizlenmesi gerekiyor" . Son PKK terör olaylarında olduğu gibi sömürgecilerin saldırılarını artırmaları, bu kurumlarda "ulusalcı yeni yapılanmayı tetiklemeye başladı" . Bunun sürdürülmesi gerekiyor.
Ulusal örgütlenme tek çözüm
Ulusal örgütlenmeyi (ve dokuyu) Meclis'e, siyasal partilere, sivil toplum örgütlerine taşıdığımız ölçüde Türkiye'nin dış ilişkelerinde yeni denge politikalarına gitme olanakları yaratılacaktır.
Ulusal doku ve örgütlenmenin çok hızlı bir biçimde hazırlanıp uygulanması gerekiyor. Çünkü "karşıdevrimciler" son birkaç yıldır çok yol aldılar.
Birleşmek demek, "Türkiye'de fiilen yürütülmekte olan karşıdevrime karşı" örgütlü bir mücadele başlatmak anlamına gelir.
- Yeni kurumlar oluşturarak;
- Mevcutları, "ulusalcı bir kimliğe sokarak" ;
- Halen mücadele eden ulusalcı kurumları birleştirerek karşıdevrimin önünü kesmek zorundayız;
Türkiye içten içe kaynıyor; zeminde basınç giderek yükseliyor. Askeri, sivili bu işin böyle gitmeyeceğini nihayet anlamaya başladı. Evet insanlar günlük yaşamlarında, geçim kavgası derdinde; kimi de eğlencede. Ama zemin artık fokurduyor.
Dipteki basıncın yönü belli oluyor artık. Büyük çoğunluk şeriata, bölünmeye ve sömürülmeye karşı kendini savunmaya hazırlanıyor. Yıllar yılı yalan yazan kimi medya bile çark etmeye başladı.
Sömürgecilere ve onların içimizdeki işbirlikçilerine karşı halkın tepkisi netleşiyor. Sokaktaki insan PKK'nin arkasında ABD'nin bulunduğunu artık biliyor; işbirlikçi şeriatçıların dini istismar ederek Türkiye'yi Hıristiyanlara pazarladığını daha net görüyor. Serbest ve açık piyasanın halka değil tekellere yaradığını yaşayarak anlıyor.
Halk bayrakla, Atatürk'le, "sosyal devlete ve Türkiye'nin bütünlüğüne sarılıyor" ; sözde demokrasi yerine özde demokrasi istiyor.
Birleşmeye hazır ortam var, bunu örgütlenerek değerlendirelim, "karşıdevrimi" yıkıp geçelim... Çünkü biz büyük çoğunluğuz; uygarlığı ve gerçek demokrasiyi biz temsil ediyoruz.